Yapı Teklif Verileri

 

 
 

Kolay Erişim

 
 
destek@bedavahizmet.com adresini MSN Messenger listenize eklemek için tıklayınız
 

Duyurular

 

YapıTeklif.com dan büyük KAMPANYA!!!...
İş ve talep sahiplerinin iletişim bilgilerine anında erişim fırsatı
ALTIN ÜYELİK...
Yıllık 50 TL
Üstelik Garanti Bankası kredi kartlarına 5 Taksit fırsatıyla
Detaylı bilgi için tıklayın...



İnsan Kaynakları servisimiz hizmetinizde... İnşaat sektörüne yönelik iş ilanları ve özgeçmiş (CV) bankası için tıklayınız.

Firma - Ürün - Hizmet tanıtım sayfalarımız hizmetinizde... Bilgi için tıklayınız.

Değerli yazarlardan inşaat sektörüyle ilgili makaleleri yayınladığımız makaleler bölümümüz yayına girmiştir.

 
 

TEKLİF VERMEK İÇİN

 

 BİZİMLE ÇALIŞMAK İŞ/MALZEME TALEPLERİNE TEKLİF VERMEK İSTEYEN

Kaba ve ince inşaat işlerinde görev almak üzere taşeron firma ve ustalar, yapı malzemecileri, müteahhit, serbest çalışan iç mimar, mühendis, mimar, proje veya çizimle uğraşanlar; sistemimize BEDAVA üye olmak için tıklayınız.

 
 

LINK Değişim Programı

 
ArteYapi.com
İnşaat projeleri ve müteahhitlik hizmetleri

YapiBox.com
YKS, Kapı otomasyon, alüminyum korkuluk, paslanmaz çelik korkuluk ve küpeşte, pvc doğrama sistemleri

TatilUcakOtel.com
Tatil, otel, tatil bölgeleri, gezilecek yerler

Nihat'ın Köpeği ile Vladimir Ashkenazy Arasında

Nihat'ın Köpeği ile Vladimir Ashkenazy Arasında

Kimbilir kaç yıl önce... Akademi'deki Bina Bilgisi Kürsüsü'nün, Boğaz kenarındaki pencerelerinden Üsküdar'ı gören, her gün önünden irili ufaklı gemilerin gün boyu, aşağı yukarı cirit attığı, Boğaz'a bakan büyük odasının, daha sonra hafif açılı yerleştirilen, büyük orta masasındayız. Bizden öncekileri, bizleri, o herkesi toplayan, türlü toplantılara, sohbetlere, tartışmalara tanıklık eden masasında "Mekan Düzenlemesi" mi, yoksa adı değiştikten sonra "Bina 1" mi ya da "Bina 2" mi olduğunu hatırlamadığım derslerden birinin değerlendirmesindeyiz. Öğrenciler yine yıl sonu çalışmalarını teslim etmiş, kürsüde her yer her yerde. Yer gök dosya dolu, alt alta üst üste, kimbilir kaç tane. Günlerce sürecek, not atma maratonunun bir yerindeyiz. Hep birlikte hocalarla toplandığımız kalabalık bir gün. Benim gibi gençler için ise belki hocalığın henüz başladığı yıllar ya da biraz ötesi.

Bilgisayarlar daha hiç ortalarda yok. Machintosh'unuz yoksa o lanet virüsler de, neredeyseniz sizi bulan e-mailler de, cep telefonları da, herkesi diken üzerinde tutan mesajlar da... Öğrencilerin çoğu her zaman olduğu gibi yine müthiş, daha sonra bulunduğum diğer ülkelerde, hemen her okulda olduğu gibi. Yüreklerinde ne varsa ortaya koymaya, projelerine katmaya çalışıyorlar. Günün sonunda ışıkları beraber kapatıyoruz çoğu zaman. Tashihlere Sirkeci Büyük Postanesi'nin yanındaki, yokuşun sonuna doğru küçük bir tamirci dükkanı olan, bir sürü kalemini koleksiyonuma dahil ettiğim, Dolmakalemci Şakir Usta'nın bir gün bana hediye ettiği, neredeyse litrelik, büyük bir mürekkep şişesi ile giriyorum. Bazen de B'leri fazla, çeşit çeşit eskiz kalemleri devreye giriyor. Her günün, her tashihin sanki ayrı kalemi, ayrı rengi var. Çizdikçe çiziyoruz, ben de, onlar da. Mertliğin bozulmadığı, bütün kapıları onunla açtığımız çizgi yılları. Kalıplardan uzaklaşmak, özgür olmak istiyoruz. Özgürlük ellerimizde. Mimariyi ve onun farklı düşünsel senaryolarını yaratmak için çizgiyi bir araç olarak sohbete katmak, oyunun bir parçası yapmak istiyoruz. Çizgiyi daha iyi anlamak ve onu yeniden keşfetmek, hayal etmek istiyoruz hep birlikte. Uçlarını tutamadığımız çizgilerin kağıtlara döküldüğü ilk yıllar.
Gençlik heyecanı diyelim. Benim grubumdaki projeler, aralarında dik açısal, daha disiplinli olanları olsa da, o yıllarda kürsüde yaptırdığımız ev, apartman, okul, büro gibi çeşitlemelerinde nedense genellikle eğri büğrü, duvarları eğik açılı, bir duvarı diğerini tutmayan, çok rasyonel olmayan şeyler olurdu. Tabii hepsinin de arkalarında aklımızca gerekçeleri vardı. Bizim gruptan bir dosya masaya geldiği zaman, deneyimli hocalar, "Ooo... Bu da senden galiba" derlerdi. Tabii ki oraya buraya sapan bu açılı çizgilerden ötürü, bazen başım belaya da girerdi. Sert tartışmalar olsa da, kürsüde bir yerlerden esen rüzgarlar arayı bulur hem öğrenciler hem de ben çoğu zaman aradan sıyrılırdık. Tabii şakası, ciddisi bir yana, düzü de olsa, eğrisi de olsa, aklın yolu birdi. Stilleri tartışmamalıydık, tartışmıyorduk, tartışmamaya çalışıyorduk. Seçim ne olursa olsun öğrencinin aşamalarını, hocanın ne söylediğini, öğrencinin nasıl yorumladığını, ya da öğrenciye hocanın nasıl reaksiyon verdiğini kısacası bütün dosyayı, yani bütün projeyi, hikayesi ile değerlendirmeye, öğrencinin adımlarını ve projenin sonunda geldiği noktayı anlamaya çalışıyorduk. Dosyalar, sohbetlerin arasında, farklı anlayışlarda da olsalar, oradaki bütün hocaların oluşturduğu bir süzgeçten geçerdi. Projeler de her yönden bakılmaya, değerlendirmeye çalışılırdı. Bazen tartışmalar da olsa, çoğu zaman öyle ya da böyle bu süzgeç doğruyu bulur, en azından bulmaya çalışırdı. Bu iş içinde de günlerce inanılmaz bir mesai harcanırdı. Tabii bütün bunlara bugün, yıllar sonra, tekrar geriye dönüp baktığımda bu notlamaların ötesinde çok önemli olan bir şey vardı. Öğrenciyle aranızda olan, ne idarenin, ne YÖK'ün, ne de kuralların, hemen hemen arasına hiç kimsenin giremeyeceği, sizin karşınızdaki öğrenci ile olan alıp vermenizdi. Bunlar yıllar sonra da olsa size öyle ya da böyle geri dönerdi. Bunun hesabını da öğrenciyle birlikte sadece ve sadece siz bilirdiniz, hissederdiniz, anlardınız.
Yine böyle yoğun bir yılın toplu değerlendirmesindeki bir günün sonunda, yanyana oturduğumuz ve bana göre mimarisinde çok daha rasyonel, hem de oldukça rasyonel davranan ve kendi içinde tabii ki çok tutarlı olan, öğrencileri de kendi mimarisi gibi genellikle akıllı uslu şeyler yapan, benim gibi genç hocalardan, meslektaşım Nihat (Gök), bana bir öneride bulundu. Gülerek, "Yaa senin yaptırdığın evler ilginç oluyor, bana bir ev projesi çizer misin?" demişti. Bende "Ciddi mi söylüyorsun" karşılığını verip, ilk dakikada konuya dört elle sarıldım. Para almak bir yana o zamanlarda bir ev projesi tasarlamak için herhalde kendi cebimden üstüne para bile verebilirdim. "Tabii ciddiyim, gerçekten yapar mısın?" deyince, tamam deyip kabul ettim. Çoğu zaman ciddi gibi gözüken bizim Galatasaylı Aslan Niyyat' ın (kürsüde bazen GS Lisesi'nden olduğu için böyle derdik) her zaman aslında muzip bir hali vardı. Gülerek "Okey" dedi. Arkasından "...ama bak bu ev küçük bir şey olacak" dedi. Olsun dedim, ona da razıydım. "Ama bu bizim köpeğin evi yani köpeğin kulübesi olacak" diye ilave etti. Hayallerim yıkıldı, yıkılır gibi oldu. Birkaç saniyede kendimi toparladım. Yine de konu ilginç geldi. Kafamda her şey hızla geçti. Aslında bir köpek kulübesinin bir ev kadar çok önemli olabileceğini, hatta belki de evden bile önemli olabileceğini düşündüm. "Tamam yaparım" diyerek projeyi kabul ettim. Yanlız bir şartım vardı. Nihat durakladı. Muzip hali aniden ciddileşir gibi oldu. Ama ciddiliği bile muzipliğin ötesindeydi. Merakla "Neymiş?" diye sordu. Ben de "Bu iş için beni bir gün resmi olarak evine davet edeceksin" dedim. Nedenini merak etti. Köpeği tanımalıydım. Köpeğin ailesini, yerini, yurdunu tanımalıydım. Kulübe nereye yapılacak görmeliydim. Vaziyet planı nedir, neresidir, çevre verileri nelerdir anlamalıydım. Köpek nerede yatıyor, nerelerde dolaşıyor bilmeliydim. Davranışlarını gözlemeliydim. Kabul etti. Bizi dinleyenlerin, sanıyorum bazı asistan arkadaşların huzurunda Nihat ile anlaşmıştık.
Aradan bir süre geçti. Nihat'ın evine gitmeden kafamda tilkiler dolaşmaya başlamıştı bile. Duvarlara astığım bir sürü eskiz çizdim Nihat'a göstermeden. Tabii sadece antremana başlamak içindi. Aradan bir süre geçti. Nihayet Nihat sözünde durdu ve beni günler öncesinden haber vererek bir akşam evine davet etti. Bir apartman dairesinde oturuyordu. Her şey dört dörtlüktü. Müthiş bir yemek hazırlanmıştı. Şarap da vardı. Sonunda hoş beşin ardından yemeğe oturduk, konudan konuya geçiyorduk ama benim aklım fikrim köpekteydi. Tabii onunla da tanışmıştık. Orta boy, çok iri yarı olmayan bir köpekti. Köpeğin hareketlerini, profilini, yatışını, dönüşlerini, belleğime kaydetmeye çalışıyordum. Köpek bir ara yakınlarda bir yerde kıvrıldı uyudu. Tortop oldu. Çok geçmeden gerildi. Daha başka bir hal aldı. Döndü. Tekrar uyudu. Enstantaneler biribirini kovalıyordu. Ben hayal ettikçe etmeye başlamıştım. Sanki bir sürü farklı hareketin, profilin bir araya geldiği çok boyutlu, sürekli değişen bir mekanın izleri canlanıyordu kafamda. Evden ayrılırken mal sahibini, mal sahibinin mekanını tanımıştım. Çevre verilerini anlamıştım. Ayrıca Nihat'ın evi çok hoştu. Özenle tasarlanmış bir kitaplık, büfe vardı. Doldurmaya yönelik olmayan birmobilya idi, tam tersi boşaltılan duvar ile mobilyanın oranı farklı bir mekan yaratmıştı. Gelen ışıklar ile duvardaki dengesi çok ilgimi çekmişti. Güzel bir akşam yemeğinin ardından, geç saatlerde evlerinden ayrılıken, bu dolap ve köpeğin izleri aklımdaydı, balkonda yapılacak projenin vaziyet planı da.
Köpek kulübesinin eskizlerine devam ettim. Kabaca ölçtüğüm köpeğin boyutları üzerinde çalıştım. Hareketlerini analiz ederek ahşap mekanın sınırlarını oluşturmaya başlamıştım. Proje gittikçe çığrından çıkıyordu, çıkması da iyi oluyordu. Nasıl olacaksa bu küçücük mekanda, sempatik bir galeri fikri bile gözümde canlanmaya başlamıştı. Bir ara köpeğin kulübesi asma katlı bir hal aldı. Köpeğin ayaklarını koyup yukarıdan dışarıyla bağlantı kuracağı, dışarıyı göreceği bir mekan hatta yukarı zıplayacağı bir hale büründü. Kulübenin köpeğin türlü hareketlerine bağlı, yatışlarına uygun dekonstrüktivist halinin eskizleri ise beni daha fazla güldüren, keyiflendiren bir hikaye idi. Köpeğin vucut volümetresinden çıkan etrafındaki boşluğu dengeleyerek ve onu sarıp sarmalamaya çalışan irrasyonel hatları daha çok tutmuştum.
Aslında bayağı çalışmıştım. Her şeyi göstermesem de, zaman zaman sevgili Nihat'la da bazılarını paylaşıyordum. Bizim kürsüdeki asma katta, okulun o yoğun atmosferinden zaman zaman ayrılıp ciddi bir şekilde çizdiklerim üzerine karşılıklı sohbetlerimiz olduğunu hatırlıyorum. Rasyonel çözümün yanında, serbestce savrulan, eğrisel ya da açılı duvarlarıyla dış hatları olan bir volüme giden, üst üste çizdiğim bir sürü hareketlerin izleriyle oluşan planlar ve aynı anlayışla yapılan kesitler de vardı. Nihat belki bu kulübeyi zaman zaman gittiği adaya da inşa edebilirdi. Sonunda araya bir şeyler girdi. Hangisinde karar kıldık, neleri Nihat ile paylaştım, ne kadarını gösterdim, hikaye nasıl sonlandı bilemiyorum. Ama bildiğim tek şey bu proje çok keyif aldığım bir diziydi ve şu ana dek yaptığım en küçük proje idi. Sonunu hatırlamadığım ama bazı enstantaneleri bir bir, çok canlı bir şekilde hatırladığım, bir gün eskizlerine, çizimlerine kimbilir belki de bir yerlerde oraya buraya saçılmış arşivimde rastlamayı isteyeceğim bir projenin parçaları olmuştu. İz bırakan, anekdotlarını hatırladığım bir şeydi. Herşeyin ötesinde etrafımıza kazınan, sevgili Nihat'la paylaştığımız, unutamayacağımız keyifli bir anı olmuştu.
Daha sonra, yine yıllar önce, BBC'de şans eseri seyrettiğim Hard Talk'taki programa konuk olan sanatçının vurguladığı gibiydi. Tim Sebastian' ın o günkü programının, konuğu klasik müzik üstadlarından, orkestra şefi, Vladimir Ashkenazy idi. Program sunucusu, Rus asıllı piyanistle ilgi çekici bir sohbete, sonuna kadar gizemini koruyan, temposunu düşürmeyen bir şöyleşiye girişmişlerdi. Söyleşinin bir yerinde sunucu Ashkenazy'e en sevdiği yapıtının ne olduğunu sordu. Ashkenazy bütün olarak sevdiği, beğendiği yapıtlarının ya da bir yapıtının olmadığını ama yapıtlarında beğendiği tarafların, önemli anların olduğunu bu yüzden anları sevdiğini söylemişti. Bu soruya verdiği cevabın devamı ise müziği ile, orkestrasının başındaki hali ile, tanıdığımız Ashkenazy'yi, belki de gerçek Ashkenazy'yi tanımlıyordu. Vladimir Ashkenazy yaşamını verdiği müziği tabii ki önemsiyordu, hem de çok önemsiyordu ama yaptığı işin onun için asıl ilgi çekici tarafı, kendisinin orkestra üyeleriyle olan diyalogları, bağlantıları, orkestra şefi olarak yönettiği takımın, orkestra üyelerinin birbirleriyle birliktelikleri olduğunu, bütünü beraber oluşturma keyfi olduğuydu, pedagojik tarafının çok önemli olduğunu vurgulamasıydı. O müthiş virtüöz her defasında sanki o ustalık ceketini kapıda çıkarıyor ve orkestra elemanlarının arasına onlardan biri gibi karışıyordu, hep birlikte yaratıyorlardı, alıp veriyorlardı, paylaşıyorlardı. Onun gibi kaç büyük ustanın, büyük starın, mimarlıkta, mimarlık hocalığında bunu yaptığını, yapabileceğini, yapmak isteyebileceğini düşündüm.
Geçenlerde bizim okulu ziyaretimde karşılaştığım Nihat ile akademideki eski dostlarla arka taraftaki yemekhanede, spontane bir şekilde bir araya geldiğimizde şansıma tam karşımda oturan Nihat, bir ara yine o kendisine çok yakışan, gülme ve gülmeme ile karışık, hafif ciddi ama muzip tavrını takındı. Nasıl olduysa, söz bizim yıllar öncesinin köpek kulübesine gelmişti. Nihat, benimle birlikte Kemal'in (Çorapçıoğlu), Rıdvan'ın (Kutlutan), Kayahan'ın (Turkantoz) olduğu yuvarlak yemek masamızın etrafındaki dostlara, hızla konu ile ilgili özet geçmeye başladı. Asma katı, köpeğin oraya tırmanışını tarifledi. Benim aklımda ise, köpeğin hareketlerine, nefes alırcasına onu belirleyen büzülme ve açılmalarına göre şekillenen, irrasyonel, dekonstrüktivist çizgilerle dolu, ağzı yüzü bir tarafa giden, bir tarafından çekildikçe çekilmiş volümetrisi ile, bakanı gülümseten bir köpek kulübesi canlandı. Ama her şeyin ötesinde, çizilenlerin ötesinde, akılda kalanlar, Ashkenazy'nin de söyleşisinde vurguladığı gibi bazı özel anlar, başlıklar önemliydi, hikayeler önemliydi. Hikayeleri oluşturan çok öğrendiğimiz o masa, o masadaki farklı mozaik, dosyalar, tartışmalar, düz düz projeler, yamuk yumuk projeler, eğrilikler, açılar ve sohbetler önemliydi. Farklılık, o farklı renkler önemliydi. O masada geçen kimbilir kaç kişi, birinin olmadan belki de diğerlerinin olamayacağı, olsa da çok enteresan olmayacağı, gelenlerle, gidenlerle, sanki adım adım, yıllar boyu çizilen bütün resim önemliydi. Hepimizin başka başka yerlerinden aldıklarımız, verdiklerimiz, almadan masada olduğu gibi bıraktıklarımız önemliydi. Oyun sürüyordu. Geride bıraktığımız kaç hikayeden sadece biri olan bizim Nihat'ın köpeğinin kulübesinde olduğu gibi akılda kalanlar önemliydi, yapılsa da yapılmasa da.
* Bu yazı, sevgili dostlar Nihat Gök ve Ayhan Büyür için yazılmış ve özel olarak kaleme alınmıştır. Nihat Gök, sözü geçen köpek kulübesi projesinin, köpek, ben ve kendisi ile birlikteki üç kahramanından biridir. Ayhan Büyür ise bu olayın kahramanı ya da tanığı olmasa da, bu hikayeyi yıllar önce benden dinlemiştir. Kendi dediğine göre daha sonra farklı yıllardaki tashihlerde önüne gelen öğrencilerine, ya da dostlarına kimbilir kaç kez sohbetin gidişine ve karşısındakilere göre kendi versiyonuyla anlatmıştır. Benden esas versiyonu yazmamı istemiştir. Hikayenin yıllar sonra benim aklımda kalan yorumlaması ve hikayenin doğuş yeri olan Bina Kürsüsü'nün o yıllardaki orta masa atmosferinin özeti ve yıllar önce Tim Sebastian' ın ünlü Hard Talk isimli BBC programı arasında şekilenen, biraz da sağından, solundan çekiştirilen versiyonu da budur.

Bu makale 2300 defa okunmuştur.

SAYFA BAŞINA DÖN                                MAKALELER SAYFASINA DÖN