Yapı Teklif Verileri

 

 
 

Kolay Erişim

 
 
destek@bedavahizmet.com adresini MSN Messenger listenize eklemek için tıklayınız
 

Duyurular

 

YapıTeklif.com dan büyük KAMPANYA!!!...
İş ve talep sahiplerinin iletişim bilgilerine anında erişim fırsatı
ALTIN ÜYELİK...
Yıllık 50 TL
Üstelik Garanti Bankası kredi kartlarına 5 Taksit fırsatıyla
Detaylı bilgi için tıklayın...



İnsan Kaynakları servisimiz hizmetinizde... İnşaat sektörüne yönelik iş ilanları ve özgeçmiş (CV) bankası için tıklayınız.

Firma - Ürün - Hizmet tanıtım sayfalarımız hizmetinizde... Bilgi için tıklayınız.

Değerli yazarlardan inşaat sektörüyle ilgili makaleleri yayınladığımız makaleler bölümümüz yayına girmiştir.

 
 

TEKLİF VERMEK İÇİN

 

 BİZİMLE ÇALIŞMAK İŞ/MALZEME TALEPLERİNE TEKLİF VERMEK İSTEYEN

Kaba ve ince inşaat işlerinde görev almak üzere taşeron firma ve ustalar, yapı malzemecileri, müteahhit, serbest çalışan iç mimar, mühendis, mimar, proje veya çizimle uğraşanlar; sistemimize BEDAVA üye olmak için tıklayınız.

 
 

LINK Değişim Programı

 
ArteYapi.com
İnşaat projeleri ve müteahhitlik hizmetleri

YapiBox.com
YKS, Kapı otomasyon, alüminyum korkuluk, paslanmaz çelik korkuluk ve küpeşte, pvc doğrama sistemleri

TatilUcakOtel.com
Tatil, otel, tatil bölgeleri, gezilecek yerler

Kerpiç ve Tuğla Üzerine

Kerpiç ve Tuğla Üzerine

Öteki Yapı Malzemeleri
Ünlü masalcı Hans Christian Andersen'in birbirinden güzel masallarından birinde, şöyle bir şatodan söz edilir:

Denizin en derin yerinde, deniz krallarının şatosu bulunur. [Bu şatonun] duvarları mermerden, yüksek, sivri pencereleri saydam kehribardan ve çatısı, sudaki akımlara göre bir açılıp bir kapanan deniz kabuklarından yapılmıştır.

İrlanda mitolojisinde, bir tanrının, Gower'de, insan kemiklerinden yapılmış bir kaleye sahip olduğu söylenir. Germen mitolojisinin en ünlü tanrısı Odin'in öteki dünyadaki sarayı Valhalla'da, 800 askeri barındırabilen, 540 kapılı, altın kaplamalı salonlar vardır ve bu yapının taşıyıcı strüktürü mızraklardan oluşmuştur; çatısı ise kiremit yerine kalkanlarla kaplanmıştır. İspanyol yüzbaşı Francisco Lopez'in yazdığı Historia General de Los Indos adlı kitapta da altın kaplı binalardan söz edilir. Çılgın Roma imparatorlarının en çılgınlarından biri olan Caligula atları için yaptırdığı ahırların yemliklerinde fildişi kullanmıştır. Sonra bir gün Mevlana şöyle demiştir:
Bizim türbemizi yedi defa yapacaklar. Sonuncu defada zengin bir Türk çıkacak, onu, bir tuğlasını altından, bir tuğlasını da ham gümüşten olmak üzere yapacaktır.
Evliya Çelebi'ye gelince, o, "Seyahatname"sinde Ayasofya'nın yapımında kullanılan ilginç bir maddeden söz eder:
Üçüncü maden, Edirne Kapısı dışında Davut Paşa bahçesi yakınında, yedi yerde çıkan taş madenidir. Böyle bir maden bir yerde görülmemiştir. Bin yıldan beri bugüne kadar her gün binlerce deve, eşek ve katır taş taşındığı halde, sanki denizde damla vbue güneşten zerre miktarı azalmamıştır.
Bu tür örnekleri daha da çoğaltabilirim. Sözgelişi Engelbert Humpredinck'in 1893 yılında yazdığı "Hansel ve Gretel" operasında "pasta, çörek ya da kurabiye cadısı" anlamına gelen Knusperhexe adlı cadının ormanda her yanı çöreklerle kaplı bir kulübesi bulunduğunu yani yiyecek maddelerinin yapı malzemeleri olarak kullanıldığını; kimilerinin cennetin duvarlarının baklavadan, pencerelerinin güllaçtan yapıldığına inandıklarını söyleyebilirim.
Düşler dünyasında durum böyledir. Gerçeğe baktığımız zaman ise çok eskiden yapı malzemelerinin türünün çok az olduğunu görürüz. Gerçekten de insanoğlu uzun süre sınırlı sayıdaki malzemelerle, kerpiçle, tuğlayla, taşla, ahşapla inşaat yapmak durumunda kalmıştır.
Sonra, bilindiği gibi, Sanayi Devrimi'yle birlikte yeni malzemeler, daha somutlamak gerekirse demir, çelik ve betonarme devreye girmiştir. Günümüzde ise yapı malzemelerinin sayısı hayli kabarıktır. Ben bu yazımda bu malzemelerin yalnızca iki tanesini, kerpici ve tuğlayı ele alıp onları, özel bir açıdan bakarak gündeme getireceğim.
Kerpiç
Aslı topraktır, çamurdur, balçıktır. Doğan Hasol'un Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü'nde yer alan şu bilgiler de bu gerçeği vurgulamaktadır:

Balçıktan yapılan ve kalıplanarak güneşte kurutulan çiğ tuğla, içinde bitki artıkları olmayan çok killi toprağın, içine katılan saman sapları ve başka gereçlerle stabilize edilip suyla karıldıktan sonra, kalıplara dökülüp, önce gölgede, sonra güneşte kurutulmasıyla elde edilir. Kerpiç blokları, kireç ve çimento karıştırılarak yapılan toprak asıllı bir harçla örülür.
Kerpiç yapmak hiç de kolay bir iş değildir; Tevrat'a bakılırsa, Mısır Firavunu, egemenliği altındaki Yahudiler'i kerpiç yapmaya zorlayarak cezalandırmıştır. Firavun daha da öfkelenince, çamura katılacak malzemeyi yani saman saplarını da kişilerin kendilerinin bulmalarını emretmiştir. Bu konuyla ilgili şu ayetler Eski Ahit'in Çıkış adlı kitabından alınmıştır:
Ve İsrailoğulları yüzünden korkuya düştüler ve Mısırlılar İsrailoğullarını şiddetle işlettiler ve şiddetle işlettikleri bütün işlerinde tarlada her çeşit işte, harçta ve kerpiçte ağır iş hayatlarını acı ettiler. [...] Ve kavmın angaryacıları ve onların memurları çıktılar ve kavma söyleyip dediler: Firavun böyle diyor: Ben size saman vermeyeceğim. Siz gidin bulduğunuz yerden kendiniz için saman alın çünkü işlerinizden bir şey eksiltilmeyecektir. Ve kavim saman için anız toplamak üzere bütün Mısır diyarına dağıldı. Ve angaryacılar saman olduğu vakit gibi, işinizi, gündelik vazifelerinizi bitirin diyerek onları sıkıştırıyorlardı. Firavunun angaryacıları tarafından üzerlerine tayin olunan İsrailoğullarının memurları: "Niçin dün ve bugün kerpiç yapmakta vazifenizi bitirmediniz?" diye dövüldüler.
Kerpiçten yapılmış bir Parthenon, kerpiçten yapılmış bir Pantheon, kerpiçten yapılmış bir Süleyman Tapınağı, kerpiçten yapılmış bir Artemision, kerpiçten yapılmış bir Ayasofya, kerpiçten yapılmış bir Versailles Sarayı, kerpiçten yapılmış bir Ronchamp Şapeli, kerpiçten yapılmış bir Tac Mahal, kerpiçten yapılmış bir Selimiye Camisi, kerpiçten yapılmış bir Milano Katedrali, kerpiçten yapılmış bir Chrysler Building, kerpiçten yapılmış bir Petronas Towers, kerpiçten yapılmış bir Eyfel Kulesi olamaz; ama yine de kerpiç deyip geçmemelidir, çünkü çok eski, çok yaşlı bir yapı malzemesidir o. Ben diyeyim 5000, siz deyin 7000 yaşındadır; o kadar eskidir, o kadar yaşlıdır.
Aslına bakılırsa kerpiç hâlâ daha kullanılmaktadır. Anadolu'da, özellikle Orta Anadolu'da köylerdeki yapıların büyük çoğunluğu kerpiçle yapılmaktadır. Mezopotamya mimarisi ise, hemen hemen bütünüyle bir kerpiç mimarisidir. Orada evler de, saraylar da, tapınaklar da, zigguratlar da, o kutsal sarmal kuleler de kerpiçtendir.
Kerpiç yapıların en ünlüsünün Babil Kulesi olduğu söylenebilir. Bu kulenin öyküsü Tevrat'ta şöyle anlatılır:
Ve bütün dünyanın dili bir ve sözü birdi. Ve vaki oldu ki şarka göçtükleri zaman, Şinar diyarında bir ova buldular ve orada oturdular. Ve birbirlerine dediler: Gelin kerpiç yapalım ve onları iyice pişirelim. Ve onların taş yerine kerpiçleri ve harç yerine ziftleri vardı. Ve dediler: Bütün yeryüzü üzerine dağılmayalım diye gelin kendimize bir şehir ve başı göklere erişecek bir kule bina edelim ve kendimize bir nam yapalım. Ve Ademoğulları'nın yapmakta oldukları şehri ve [kerpiç] kuleyi görmek için Rab indi. Ve Rab dedi işte bir kavimdirler onların hepsinin bir dili var ve yapmaya başladıkları şey budur ve şimdi yapmaya niyet ettiklerinden hiçbir şey onlara men edilmeyecektir. Gelin inelim ve birbirinin dilini anlamasınlar diye, onların dilini orada karıştıralım. Ve Rab onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı ve şehri bina etmeyi bıraktılar.
Sözün burasında Mısırlı mimar Hasan Fethi anımsanmalıdır. Ağa Han ödüllü bu mimar "yoksullar için mimarlık" çerçevesinde kerpicin olanaklarını, son derece başarılı bir biçimde değerlendirmiştir.
Tuğla
Tuğlanın, kerpicin güneşte değil özel fırınlarda, ocaklarda pişirilmişi olduğu söylenebilir.
Vitruvius, Mimarlık Üzerine On Kitap adlı yapıtında tuğlalarla ilgili olarak ancak biraz da kerpiçten söz edercesine şu bilgileri verir:
[Tuğla] kumlu veya deniz çakıllı kilden veya ince çakıldan yapılmamalıdır. [...] Daha çok beyaz ve kalkerli veya kırmızı kilden yapılmalıdır. Bu malzemeler düzgün ve bu nedenle dayanıklı olup ağır değildirler ve kolaylıkla döşenirler.
Tuğlalar düzgün kuruyabilmeleri için baharda veya sonbaharda yapılmalıdır. Yazın yapılanlar kızgın güneş dış yüzeylerini kurutup içlerini nemli bıraktığından kusurlu olurlar. Kururken meydana gelen çekme daha önce kurumuş olan kısımlarda çatlaklar oluşturarak tuğlaları zayıflatır. Tuğlalar kullanılmalarından iki yıl önce yapılırlarsa en yararlı olur; çünkü daha az zamanda kurumazlar.
Tuğlalar çeşit çeşittirler: Blok tuğla, boşluklu tuğla, dolu tuğla, düşey delikli tuğla, fabrika tuğlası, harman tuğlası, kaplama tuğlası, klinker tuğlası, letiye tuğlası, manyezit tuğlası, prese tuğla, sırlı tuğla, silika tuğlası, şamot tuğlası, yumuşak tuğla, ateş tuğlası vardır.
Bir de tuğlamsılar vardır. Bunlar yüksek sıcaklıklara biçimleri bozulmaksızın dayanan, kolay kolay tahrip olmayan ve kimi izolatörlerin yapımında kullanılan özel ve ideal malzemeler arasında yer alırlar.
Tıpkı kerpiç gibi tuğla da oldukça eski bir malzemedir. Bu malzemeyle birkaç metrekarelik küçücük bir kulübe ya da Bergama'daki Serapion gibi bütünüyle tuğladan yapılan, bu nedenle "Kızıl Avlu" diye de bilinen ve altından sular akan çok kocaman yapılar da yapılabilir.
Ama ben bu yazımın bundan sonraki bölümünde tuğlaya çok farklı bir biçimde yaklaşmayı düşünüyorum. Şöyle ki: Ahmed Mithat Efendi tipik bir Tanzimat yazarıdır. Meraklı mı meraklıdır. Gezmeyi de sever. Gezilerinde hemen her şeyi büyük bir dikkatle yakından inceler ve her konuyu İstanbul ile kıyaslayarak değerlendirir. Örneğin Berlin'deyken o kentte birçok binanın tuğladan yapılmış olduğunu görünce şöyle der:
Almanya'da ebniye ekseriyetle tuğladan yapılır. Tuğlaların sarısı kırmızısı olup bunlar gâh arzâni, gâh tûlâni ve birer köşesi dışarı çıkarılmak suretiyle, âdetâ fenn-i mimârinin nefâset fusûlüne bir fasl-ı cedid ilâve ettirecek kadar güzel şeyler husûle getiriyorlar. Bizim de İstanbul'da kârgirlerimizin hemen kâffesi tuğladan ise de cümlesinin üzerine kuvvetli bir sıva çekmeye mecbur oluyoruz. Tuğlalarımız iyi değildir de onun için! Sıvasız bırakacak olsak cümlesi eriyip binânın da inhidâmı melhuzdur. Hattâ tuğlalarımızın üzerine sıva çektiğimiz halde derûnuna su işlemek suretiyle sıvaların da kabarıp döküldükleri az mıdır?
Ahmed Mithat Efendi Marsilya'ya gittiğinde ise bizde Marsilya tuğlası diye ün kazanan malzemenin Türkiye'de yapılma şartlarını düşünür. İmalâthaneleri gezer, oralardan bilgi ister, toprak örnekleri getirtir. "Mevlâm muaffakiyet ihsan ederse, İstanbul'da bir tuğla ve kiremit fabrikası ihdas emelinde"dir.
Hasan Kuruyazıcı'nın hazırladığı Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Bir Mimar: Arif Hikmet Koyunoğlu başlıklı kitabı okuduğumuzda, bir zamanlar Ankara'da yapı malzemesi bulmanın ne denli zor bir iş olduğunu ve Arif Hikmet'in bu sorunla karşılaştığında onun üstesinden nasıl geldiğini, konuyla ilgili anılarını okuduğumuzda öğreniriz.
O zaman Ankara'da inşaat işleri yapmak çok güçtü. İnşaat malzemesi diye bir şey yoktu. Tuğla, kiremit, çimento, demir gibi şeyler de bulunmuyordu. [...] Tuğla diye buralarda üç santim kalınlığında bir şey yapıyorlardı, bu da inşaata elverişli değildi. Evvelâ İstanbul'dan tuğlacı ustaları getirterek Akköprü civarında Frenközü denilen köyde tuğla yaptırmaya başladım.
Şimdi yine Ahmed Mithat Efendi'ye dönelim: Yazar Dağarcık dergisinde yayınlanan "Duvardan Bir Sada" adlı yazısında bir gün bir tuğla duvardan ya da daha doğrusu o duvarın tuğlalarından birinin dile geldiğini ve kendisine şunları söylediğini yazmıştır. Şöyle konuşmuştur o ses:
Şaşma! Ben yanındaki duvar içinde bir tuğlayım. Yazdığın bendin sonunda "Bakalım bundan sonra ne olacağız" dedin. Sana bunun için bilgi vereyim. [...] Ben de senin gibi bu dünyada 45 sene yaşadım. Sanatım hükümet memurluğu idi. Sonra bir ciğer hastalığına uğradım. [...] Dünyadan çıkıp bu duvara girinceye kadar gördüğüm şeyleri burada düşünmekteyim.
Ne var ki, bu öyküyü yazmış olan Ahmed Mithat Efendi bu sözleri dine aykırı bulunduğundan Rodos'a sürülmüştür.
Son olarak şu saptama. Ahmet Eflâki'nin Âriflerin Menkıbeleri adlı kitabını okurken şu sözlerle karşılaştım:
Gencin aynada gördüğünden daha fazlasını, ihtiyar, bir tuğla parçasında görür.

Bu makale 3619 defa okunmuştur.

SAYFA BAŞINA DÖN                                MAKALELER SAYFASINA DÖN