Yapı Teklif Verileri

 

 
 

Kolay Erişim

 
 
destek@bedavahizmet.com adresini MSN Messenger listenize eklemek için tıklayınız
 

Duyurular

 

YapıTeklif.com dan büyük KAMPANYA!!!...
İş ve talep sahiplerinin iletişim bilgilerine anında erişim fırsatı
ALTIN ÜYELİK...
Yıllık 50 TL
Üstelik Garanti Bankası kredi kartlarına 5 Taksit fırsatıyla
Detaylı bilgi için tıklayın...



İnsan Kaynakları servisimiz hizmetinizde... İnşaat sektörüne yönelik iş ilanları ve özgeçmiş (CV) bankası için tıklayınız.

Firma - Ürün - Hizmet tanıtım sayfalarımız hizmetinizde... Bilgi için tıklayınız.

Değerli yazarlardan inşaat sektörüyle ilgili makaleleri yayınladığımız makaleler bölümümüz yayına girmiştir.

 
 

TEKLİF VERMEK İÇİN

 

 BİZİMLE ÇALIŞMAK İŞ/MALZEME TALEPLERİNE TEKLİF VERMEK İSTEYEN

Kaba ve ince inşaat işlerinde görev almak üzere taşeron firma ve ustalar, yapı malzemecileri, müteahhit, serbest çalışan iç mimar, mühendis, mimar, proje veya çizimle uğraşanlar; sistemimize BEDAVA üye olmak için tıklayınız.

 
 

LINK Değişim Programı

 
ArteYapi.com
İnşaat projeleri ve müteahhitlik hizmetleri

YapiBox.com
YKS, Kapı otomasyon, alüminyum korkuluk, paslanmaz çelik korkuluk ve küpeşte, pvc doğrama sistemleri

TatilUcakOtel.com
Tatil, otel, tatil bölgeleri, gezilecek yerler

Mimarlar Neden Çok Konuşur?

Mimarlar Neden Çok Konuşur?

Ünlü mimarlarla söyleşi yapmak, Yıldızlarla Dans'a benzeyebilir. Ancak mimarın ünü o kadarda önemli değildir çünkü tango iki kişiyle yapılır.
Eleştirmen arkadaşlarımın aksine, ben bir mimar olarak eğitilmedim, bunu biraz olsun istemedim bile. Dikkat çekici el-göz koordinasyonu eksikliğim bir yana (ki bu eksiklik beni en az beyzbol oyunculuğum kadar zayıf bir tasarımcı haline getirdi), ben zaten yapım sanatına kesinlikle elverişsizdim çünkü mimarlık mesleğinin kaçınılmaz kısmına tahammül edemiyordum: Bir mimarın tasarımından önce, tasarım çalışmaları sırasında ve projelendirme ve inşaat sürecinden çok sonra bile o iş hakkında konuşmak.
Yakın zamanda "Mimarlığı Konuşmak: Mimarlarla Söyleşiler (Talking Architecture: Interviews with Architects, Prestel)" başlıklı eleştirinin bir kopyası elime geçtiğinde bu profesyonel mecburiyeti tekrar hatırladım. Bu eleştiri, yakın zamana kadar tanımadığım, Alman sanat ve mimarlık eleştirmeni Hanno Rauterberg'ın akıllarda soru işareti bırakan röportajı, (Zaha Hadid, Daniel Libeskind), bundan biraz daha iyi bir örnek (Cecil Balmond, Peter Zumthor) ve Philip Johnson'ın tüm zamanların en iyi söyleşisinin bir incelemesiydi. Rauterberg'in, Orianna Falaci ya da Joe Franklin'e kendi ülkesi tarafından ileri sürülmüş bir koz olup olmadığından emin değilim, fakat konuşmasının metni, söyleşinin kahramanının dürüstlüğünü ve samimiyetini, söyleşiyi yapan kişinin belirlediğine dair şüphelerimde beni haklı çıkardı.
35 yıllık gazetecilik kariyerim boyunca çok az soru-cevap görüşmesi gerçekleştirdim çünkü yazmayı göze alamadım. Ama iki tanesinden gurur duyuyorum: Prens Charles tarafından sevilen, sağcı bir klasik muhafazakarla gerçekleştirdiğim söyleşi, "A Mighty Fortress: Quinlan Terry and the Reformation of Architecture" (Güçlü Bir Kale: Quinlan Terry ve Mimarlıktaki Gelişme, Assemblage, Haziran 1989) ve seksenlerindeki Johnson'la MoMA'daki Deconstructivist Architecture (Dekonstrüktüvist Mimarlık) programından hemen önce gerçekleştirdiğimiz konuşma, "Deconstruction Worker" (Yıkım İşçisi, Interview, Mayıs 1988). Bircok lisede de dersler veren Terry'nin söyleşisinde ahiretten çokça bahsediliyor. Bu durum benim sorgulama yeteneğimden ziyade, mimarın ilkel fikirleri ve kin dolu önyargılarından kaynaklanıyor (Terry'nin inancına göre mimarlığın temel prensipleri 10 Emir'le birlikte Hz. Musa'ya gönderilmiş ve İngiltere Kilisesi, lezbiyen zenci piskoposlar tarafından ele geçirilecek).
Belki de, Essex'in kırsal kesiminde gerçekleştirdiğimiz söyleşi sırasında üstümdeki özel sipariş üzerine dikilmiş takımım, Barbour ceketim ve tüvit şapkamın meydana getirdiği tutucu renk kombinasyonları nedeniyle Terry yanlış bir emniyette olma hissine kapılmıştı. Ancak Johnson, böyle oyalayıcı taktiklere kanmak için fazla kurnaz bir müşteriydi, karşısındakinin kendisi gibi kruvaze, ince çizgili lacivert bir takım giyip giymediği onu etkilemiyordu. 1988'de, ne kendisinden ne de çalışmalarından hoşlanmadığımı biliyordu. Kötü tanınmaktan daha olumsuz bir duruma düşülemeyeceğine olan inancı ise, ofisinde kalmamı sağladı, ta ki o onlarca yıl süren kedi-fare oyunumuzu sürdürmek için çok yorgun hissedene kadar.
Interview Dergisi için yaptığımız röportaj sırasında Johnson, ona sorduğum soruların çoğunun kendi içinde üç ayrı soru barındırdığından yakındı. Aslında bunu, sorularımı geçiştirmek için kullandığı resmi cevapları engellemek için bilerek yapmıştım. Bir başka söyleşimizde ise, yaptığı esprilerden biri öyle duygusuzdu ki, şoke olmuştum. Neden yanına genç mimarları almayı tercih ettiğini sorduğumda, "Yaklaşımları bana enerji veriyor" şeklinde klişe bir cevap vermek yerine "Kendi çağdaşlarımı (aralarında Louis Kahn ve Wallace Harrison da bulunuyor) ya kıskanıyorum, ya da küçük görüyorum. Bunların ikisi de oldukça çirkin hisler," şeklinde yanıt vermişti.
Rauterberg'le bir araya geldikleri zamanda Johnson'la o kadar fazla röportaj yapılmıştı ki, sohbetinin rutinleşmesi aslında bir sürpriz değildi. Fakat, The Charlie Rose Show'da muhabir rolüne soyunarak gösterdiği küstahlığı, Almanlar'la gerçekleştirdiği söyleşiler sırasında iş başında değildi. Rose'un sık sık sözünü kesip araya girmesine sinirlendiği belli olan Jonhson, programı kendisinin yürütmek istediğini belirtmiş ve bunu da yapmıştı.
Rose'un, konuğun sözünü kesme alışkanlığını en az Johnson kadar etkili bir biçimde atlatan isimlerden biri de Morphosis'ten Thom Mayne'di. Ancak onun tekniği daha farklıydı. Mayne ile bizzat yaptığım söyleşilerde, bir, hatta iki saat boyunca aralıksız konuşabileceğini gözlemlemiştim. Tüm söyledikleri özellikle önem taşımasa da, oldukça ilginç saptamaları inanılmaz bir akıcılıkla anlattığı 3 veya 4 dakikalık süreler farkettim. Söyleşiden rastgele bir araya getirdiği parçacıkları kesintisiz bir düşünce dokuması haline getiriyordu. Ancak kısa bir süre sonra tekrar çözülme başlıyor ve konuşma temposu, iki taraf da yorulup pes edinceye kadar kendi kendini tekrarlıyordu. Mayne'in manik çalışma üslubu, Rose'un programda tek bir kelime söyleyemeyecek kadar dili tutulduğu anda özellikle belirgindi.
Uygulamacı mimarların bu istem dışı tekrarlamalarının ardında aslında iki faktör etkisini gösteriyor: Mimarlığın özünde var olan sosyal yapı (kamu nazarında yeni bir binanın haklı yerini savunması gerekiyor) ve daha da önemlisi mimarların işi alabilmeleri için kendilerini pazarlamak zorunda olmaları. Bu sonu gelmez sunum için de en ideal format, karşılıklı görüşme.
Yapı sanatı üzerine, aklındaki benzer destekleme hedefiyle ileriye dönük yazılar yazan Vitruvius'dan, Frank Lloyd Wright ve Le Corbusier'nin başı çektiği modern ustalara kadar, mimarlar, kendi kendinin yayımcısı mimar rolüne, yeni bir hız kazandırdı. Fakat yine de her mimar doğuştan yazar değil ve genelde karşılıklı görüşme, halkın, özellikle de potansiyel müşterilerin dikkatini çekmek için çok daha etkili bir yöntem.
Talking Architecture (Mimarlığı Konuşmak), bu türün iyi örneklerinden, John W. Cook ve Heinrich Klotz tarafından hazırlanan Mimarlarla Söyleşiler (Conversations with Architects, Praeger, 1973) adlı eseri yeniden düşünmeme neden oldu. Bu iki kitap, Johnson diyaloglarının yanında, Robert Venturi ve Denise Scott Brown ile gerçekleştirilen söyleşileri de kapsıyor. Johnson'la Klotz'un uzun konuşması, bazı mimarların -kendisi ve ortaklarının, sadece kiralık çalıştıkları için fahişeler oldukları yönündeki iddiası da dahil olmak üzere- daha rezil ithamlardan kurtulması için faydalı bir kaynak oldu. Johnson şimdiden, birkaç ders ve konferansı sırasında fişek gibi sözlerini bir çırpıda döküvermiş olmasına rağmen, burada gelecek kuşaklar için bir lütuf sayılabilecek en kötü üne sahip özetini basılması için teslim etti.
Mimarlarla Söyleşiler'de gizli bir diğer hazine de Charles Moore'un Berkeley'de dekanlık görevini sürdüğü sırada hayatını perişan eden Kaliforniya'nın eski valisi Ronald Reagan için teklif gelmesi halinde bir konut yapıp yapmayacağı sorusuna yanıt verdiği kısa bölüm. Moore, Klotz'a "Evet" yanıtını verdi, "Daha sonra da duvarını kurşun bazlı boya ile boyardım." Bu gibi küstah bölümler, Moore'un alışılmış neşeli pop cümbüşü planlarını üretemediği Büyük Toplum (Great Society) döneminin sonundaki bazı lüks toplu konut tasarımlarına da yansıyan duruşu, politik bilincini ortaya koyan en inandırıcı kayıtlar oldu.
"Mimarlığı Konuşmak"taki en büyük sürprizler çoğunlukla insani değerleri umursamamakla suçlanan mimarların dile getirdikleri pişmanlıklarıyla ilgili. Şimdi 90'lı yaşlarında olan I.M. Pei "Ben bir avuç içi kadar şeyle gerçekten mutluyum... Breuer'in sıcaklığının bende olmadığını itiraf ediyorum, bunun için herhalde çok fazla anıtsallar. Ve bu bir kusur... Ben hiçbir zaman örneğin Louis Kahn'ın ulaştığı şeyi elde etmeyi başaramadım. Ancak zaten hiç istemedim de," diyor.
15 Aralık'ta 101 yaşını kutlayan Oscar Niemeyer ömrü boyunca komünist olmasına ve sosyal eşitlik konusunda parti çizgisini takip etmesine rağmen eleştirmenler onun anıtsal başkenti Brasilia'yı günlük yaşamın ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak buluyorlar. Şimdi belli ki Niemeyer de aynı şekilde düşünüyor: "Brasilia'yı tekrar baştan başa planlayabilecek olsam, ilave konut blokları, okullar, mağazalar olurdu ve bütün otomobilleriyle o geniş caddeler olmadan yapardım. İnsanlar her yere yürüyebilirdi," diye anlatıyor Rauterberg'e.
Günümüz mimarlarından hiçbiri, şehir plancılarının dünyayı olduğu gibi ele alıp ona yeni baştan bir form vermeyi düşünmemeleri gerektiğini belirten Rem Koolhaas kadar sosyal konuları göz ardı ettiği için küçümsenmemiştir. Ancak, "Mimarlığı Konuşmak"ta "bırakınız yapsınlar" çıkarımı gibi çok farklı bir hava estirse de iddialarında samimi olup olmadığını ancak zaman gösterecek.
Piyasa güçlerine oynadığı için kınanan Koolhaas, "Bugünlerde her şeyin kararı halen sahip olduğumuz son ideoloji tarafından veriliyor; piyasa ideolojisi," diyor. "15 yıl önce mimarların müşterilerinin kamu olduğu tartışmasız kabul edilirdi, yani kamu yararını gözetirlerdi. Bu durum geriledikçe, aynı zamanda mimarlığın bu sosyal boyutu da neredeyse kayboldu... J.J.P. Oud'un yapmayı başardığı olağanüstü [konut] yapılarını düşünün. Sadece birkaç cephe tasarlamadı, aynı zamanda bir yerde gereken kaç tane okulu, kiliseyi ve mağazayı da sundu."
Başarılı söyleşiler okumak merak uyandıran bir konuşmaya gizlice kulak misafiri olmanın verdiği yasak -ama tatlı- heyecanı sunuyor, benzer şekilde ünlü kişilerin kitaplarını okumanın sanki başka birinin maillerini açmışcasına tehlikeden doğan heyecanı vermesi gibi. Mimarlar konuşmaya devam ettikçe, biz dinlemeye devam edeceğiz, çünkü kelimelerle çizdikleri ilk kavramlar her şey söylendikten ve yapıldıktan sonra gerçeğe dönüştürdükleri yapının ilk izleridir

Kaynak: Architectural Record Yazan: Matin Filter Çeviren: Aslı Canbal Özdemir , Burcu Karabaş, Gül Keskin, Zeynep Güney

Bu makale 3167 defa okunmuştur.

SAYFA BAŞINA DÖN                                MAKALELER SAYFASINA DÖN