Yapı Teklif Verileri

 

 
 

Kolay Erişim

 
 
destek@bedavahizmet.com adresini MSN Messenger listenize eklemek için tıklayınız
 

Duyurular

 

YapıTeklif.com dan büyük KAMPANYA!!!...
İş ve talep sahiplerinin iletişim bilgilerine anında erişim fırsatı
ALTIN ÜYELİK...
Yıllık 50 TL
Üstelik Garanti Bankası kredi kartlarına 5 Taksit fırsatıyla
Detaylı bilgi için tıklayın...



İnsan Kaynakları servisimiz hizmetinizde... İnşaat sektörüne yönelik iş ilanları ve özgeçmiş (CV) bankası için tıklayınız.

Firma - Ürün - Hizmet tanıtım sayfalarımız hizmetinizde... Bilgi için tıklayınız.

Değerli yazarlardan inşaat sektörüyle ilgili makaleleri yayınladığımız makaleler bölümümüz yayına girmiştir.

 
 

TEKLİF VERMEK İÇİN

 

 BİZİMLE ÇALIŞMAK İŞ/MALZEME TALEPLERİNE TEKLİF VERMEK İSTEYEN

Kaba ve ince inşaat işlerinde görev almak üzere taşeron firma ve ustalar, yapı malzemecileri, müteahhit, serbest çalışan iç mimar, mühendis, mimar, proje veya çizimle uğraşanlar; sistemimize BEDAVA üye olmak için tıklayınız.

 
 

LINK Değişim Programı

 
ArteYapi.com
İnşaat projeleri ve müteahhitlik hizmetleri

YapiBox.com
YKS, Kapı otomasyon, alüminyum korkuluk, paslanmaz çelik korkuluk ve küpeşte, pvc doğrama sistemleri

TatilUcakOtel.com
Tatil, otel, tatil bölgeleri, gezilecek yerler

Mimari Proje Yarışmalarında Ödül Almanın Yolları (Garantili)

Mimari Proje Yarışmalarında Ödül Almanın Yolları (Garantili)

İşte büyük hizmetimiz. Sormayın, çok iddialıyız. Garantiyi nasıl veriyorsunuz diye sorarsanız; hemen belirtelim, bu yazıyı şimdiye kadar katıldığı ortaklı mimari proje yarışmalarında en iyi derecesi ikincilik olan, yani hiç birinci olamamış ve ayrıca tek başına müellifi olduğu yarışmalarda ödül alamamış bir mimar yazıyor. O yüzden benim yaptıklarımın ve düşündüklerimin tam tersini yaparsanız kesin ödül alırsınız. İşte size en hasından garanti.

Aşağıdaki maddeler akıldan ilk geçenler ya da olması gereken, istenen durumlar. Ama açıklamasında gerçekte olanların eleştirilerini –belki biraz kara mizah kullanarak- sunmaya çabaladık. Yarışmada ödül almak çok önemli değil belki ama olması gerekenlerin olmadığını görmek, çalışmalarınızı yönlendirmeniz açısından önemlidir.

Bu kadar olumsuz düşünmeme rağmen, ben hala şartların böyle gelişmeyeceğini düşünüyor, her yarışmada iyi niyetle ve sıfırdan başlıyorum.

Tabii ki ödülü garantileyen çok iddialı bir başlık oldu ama şaka yollu verdiğimiz bu başlıktan sonra maddeleri okuyunca çoğu kişi bana hak verecek, hatta azıcık gülümseyerek “Benim de aklıma gelmişti” diyecek biliyorum…

Ülkemizde mimari tasarımı teşvik edici yarışmalar oldukça fazladır.

Ne yazık değil. Kolaylıkla yarışma açılmaz. Hele hele kamu sektöründe oldukça azdır. Ülkemizdeki yapı üretimi (kriz öncesi dikkate alınırsa) oldukça fazladır. Üretilen mimari projelerin birçoğunun çoktan seçmeli olması beklenir ama değildir. Bazı mimari bürolar çok iş alırlar. Bu bürolar çok iyi iş çıkarmasalar ya da önceki projeleri aynen taklit etseler hatta kendilerini aynen taklit etseler dahi hala iyi iş, çok iş alırlar. İş alamayanlar ne kadar yetkin olsalar bile yine iş alamazlar. Çünkü işverenler onları bilmez. Bilemez.

Kısacası tasarlamak ve tasarımlarını uygulatmak için yeni bir büronun ve adı duyulmamış ya da genç mimarların doğru dürüst şansları yoktur. Ancak bir belediye başkanı akrabaları olmalı ya da çevreleri olmalıdır. Yarışmaların bu “tanıdık” ya da “çevre” torpilini gereksiz kılacak önemli bir yeteneği ortaya koyma olanağı sunduğu hep göz ardı edilir.

Biraz açılım yapalım.

Kamu kuruluşları yarışmaları destekler düzenler.

İlgisi yok efendim. İlk örnek belediyeler. Belediye başkanı tanıdığı eşe dosta ya da istediğini yapacak bir mimarı veya grubu zaten elinin altında tutuyordur. Yarışma yapıp herkesin tasarım olgusuyla özgürce işe ortak olmasına ne gerek var. Bir de ya belediye başkanı beğenmezse. Başkanın muhakkak hoşuna gitmeli. Belediye başkanı kendini bir de Türk Mimarisi’ni kurtarma gönüllüsü olarak görüyorsa, yarışma denen olgu daha baştan ters kaçar. Onun tanıdığı her zaman en iyisini, yani kendisinin istediğini yapar. Bazen bu tür iş vermeler “verdim gitti, size ne” şeklinde, herhangi bir kanuna tabi değilken, bazen ihale ile halledilmektedir. İhale ile tasarım yarptırmak, çok iyi bir yöntem midir? Bir mimari proje için kim az teklif verirse o müellif olmaktadır. Burası şaşırtıcı. İyi bir mimari büro bir iş için fiyatını belirlemişken, ondan daha az teklif verdi diye belki de daha vasıfsız büronun işi alması mümkündür bu şekilde.

Kısacası kamu kuruluşları ve belediyeler genelde yarışmaları desteklemez ve düzenlemezler. İşlerine de gelmez.

Kamu kuruluşu örneğin bir belediye. Ve beldesine bir anıt yaptıracak. Bunu yarışma ile yaptırmazsa ne olur?

Şöyle olur:

Keçiören’deki Saat Kulesi. Arkitera’daki haberden:

“Keçiören’in simgeleri arasına Saat Kulesi de eklendi. Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan 30 metre yüksekliğindeki saat kulesinin üzerine Sivas’ın Divriği ilçesindeki tarihi Ulu Cami ile Darüşşifa yapılarındaki motifler işlendi.

Şelaleleri, Estergon Kalesi ve teleferiği ile tanınan Ankara’nın Keçiören ilçesine, belediye tarafından yaptırılan saat kulesi, İzmir’deki tarihi saat kulesine benzerliği ile dikkat çekiyor.” 

Peki, söz konusu mükemmel ve bir o kadar da “özgün!” tasarımı kim yapmıştır. Aşağıda yapan firmanın web sitesindeki kendileri için yazdıkları “tanıtımları” var.

Keçiören Belediyesi de bu mükemmel çalışmayı iki adet yeni mezun iç mimar arkadaşımıza vermiş. Yarışma düzenlemeye gerek duymamış. Çünkü zaten Belediye Başkanı tüm binaların cephelerini “imzalamadan” inşaat ruhsatı vermiyor. Evet, Belediye Başkanı bizzat tahsis (pardon tashih) yapıyor ve imza atıyor. Daha kolay ve zahmetiz olan yöntem; 2007 yılının ilk çeyreğinde mezun olan arkadaşlarımıza, 2008'in ilk çeyreğinde iş yaptırmak hem de anıtsal bir iş.

“H&E Dizayn Şirketi” ismindeki “Dizyan şirketi” ibaresi hakkında oldukça fazla düşündüm. “Şirket”, hem de “dizayn” bak bak. “Tasarım”ın esamesi yoksa ne olmuş, “dizayn” var. Yaşasın “dizayn”.

Gençlerin önemli işler yapmasına karşı değilim hatta isterim de ama bu türden kişiliksiz, kopya, yaratıcılıktan yoksun bir tasarımın çıkması ve işin sorgusuz sualsiz “direkt” tahsis edilmesi, belediyenin Türk Mimarisi’nin koruması ve kollaması olarak gösterilmektedir. Zavallı Türk Mimarisi’ni kollamak bu büyük düşünür belediye başkanımıza kalmış ve “kollama” nasıl yapılmış işte size örnek.

Arkadaşları, mezun olmadan bir yıl önce “dizayn şirketi” kurdukları için ve mezun olduktan bir yıl sonra İzmir’deki saat kulesinden kopya çıkarmayı becerebildikleri için tebrik ediyor konuya geçiyoruz.

Yarışma açıldığında hemen herkesin haberi olur.

Ne yazık ki olmayabilir. Öncelikle yarışmaya girecek bir kişi uyanık olmalıdır. Ya da bazı web sitelerini takip etmelidir. Öyle yarışmalar için özel bir dergi bir portal ya da web sitesi yoktur. Mimarlar Odası sadece yarışmalar için özel bir site yapmayı düşünmez. Gereği yoktur.

Yarışmaya girmek, proje vermek oldukça kolaydır.

Tüm olumsuzluklara rağmen yarışma açıldı. Hemen koşa koşa yarışmaya girebileceğinizi düşünebilirsiniz. Hayır, önünüzde uzun ve çok çalışma gerektiren bir süreç var. Ekibinizin oldukça iyi olması şarttır öncelikle. “Bir iş yapıyorum ondan maddi gelirim var, yanında da yarışma devam ediyor” demek pek kolay olmuyor. Yapan kişiler var ama bilirim ki o kadar kolay değil.

Yarışmada öncelikle tasarım ekibi eskizler yapar durur. Çalışma maketleri yapılır. Zor kararlar alınır. Mimari ekip sanki projeleri yarın uygulanacakmış gibi çaba sarfeder. Sorumluluk alır. Bu oldukça meşakkatli bir durumdur. Tek başına giriyorsanız nispeten tek karar verici siz olursunuz ama o da yetkinlik ister, disiplin ister. Program en ince ayrıntısına kadar özümsenir.

Yarışmalar maddi ve manevi olarak hele ülkemiz şartlarında ortalama bir mimar için oldukça zorlayıcıdır. Eğer kazancınız devamlı ve düzenli değilse, bir yarışmaya girmek kredi kartınızın ödenmesinde büyük delikler açar. Çok çalışıp ancak ve ancak 4-5 ayda delikleri kapatabilirsiniz.

Yarışmalarda ekip kurmak kolaydır.

Yarışmalarda bazen öyle bir şartname gelir ki, mimar, inşaat mühendisi, elektrik mühendisi, makine mühendisi, peyzaj mimarı, heykeltıraş, kent plancısı, akustik uzmanı ve daha bilemediğimiz bir sürü uzman hem de imzasıyla istenmektedir. İşin komiği bazen şartnamede geçen bu uzman şartlarını jüri unutur. Belki de unutmaz ama daha kötüsü o kadar uzman istediği halde seçtiği projede bunların esamesi okunmaz. Kendi kendisi ile çelişir.

Sonra haydi bu uzmanları buldunuz. Bunlar sizin gibi fedakârlık yapmak zorunda mıdır? Onların imzaları ve uzmanlık görüşleri değerli değil midir? Bunları maddi yönden karşılamak ekip başı için kolay bir iş midir? İstenen raporların çoğunun, ekipteki bir mimar tarafından oradan buradan alınmış bilgilerle yazıldığı ve eş dosttan oda sicil numaraları istenip yazıldığını bilmeyen var mıdır?

Bir uzmandan yardım almak tabii ki önemli ve gereklidir. Zaten uzmandan yardım alanla, almayan bir olur mu? Jüri bunu sonuçta fark edemiyorsa ve sonuca etkisini ortaya koyamıyorsa, tüm bunların şart koşulması hatta bazen abartılması gerekli midir?

Yarışmalara girmek için şartnameler olsun, genel kurallar olsun kolaylıklar sağlanır, teşviklerde bulunulur.

Olur mu canım öyle şey. Yarışmaya girmek zor olmalıdır. Öyle herkesin harcı değildir. Şartnameleri almak için illa şartnameleri veren yere bizzat gitmek gerekir. Verilen yer ile ilgisi olmayan bir bankaya üç satırlık ismi olan bir hesaba para yatırılır. Banka bazen saat 15:00’dan sonra bu işi yapmaz. Diyelim ki yaptı. Siz bu dekontu alıp şartname alacağınız yere koşturursunuz. Eh, fotokopisi yoktur. Onu halledersiniz. Sonra parasını verip şartnameyi alabilirsiniz.

Yarışmaya giren ve devamlı bu şekilde çalışan firmalara vergi indiriminden, mesleki kredilendirmeye kadar teşvikler edilebilir. Ya da ben nasıl bir rüya görüyorumdur?

Mimarlar Odası yarışma düzenler.

Yok düzenlemez. Hatta düzenlediğinde gün gelir ödül de vermeyebilir. Bunun için Oda’yı mahkemeye vermek gereklidir. Mahkeme sonucunda kazandığınız ödülü alabilirsiniz. Sonra Oda kendi bülteninde üyelerine, “Kazananın uygulama projesi için çok para istediği için ödülünü veremedik” yazar.

Oda, bulunduğu kentte nasıl bir çarpık durum varsa hemen bu konu hakkında bir yarışma düzenlemelidir. Üyesinden böylece daha doğru fikri alabilir.

Kamuoyu, mimarların neler düşündüğünü, içinde “emekçi, rant, sömürü, kapitalizm, yağma, sermaye” gibi laflarla dolu, öncekinin aynısı olduğu için kimsenin artık pek takmadığı basın bültenleri ile değil de mimarın asıl işi olan alternatif PROJE ve MİMARİ TASARIMLAR ile görse daha iyi olmaz mı? Evet bu tür kelimeler doğru olabilir, haksız kazanç sağlamak için kentlerimiz yukarıdaki kelimelerin kullanılabileceği durumlara sokulmuş olabilir ama daha iyi proje ortaya koymak bizim işimiz. Siyasi parti gibi basın bültenleri yayınlamak değil. Hem bu üretim için yarışma düzenlenmiş olur ve Oda’nın üyeleri de bu yarışmalarla beslenir gelişir.

Her önüne gelen şeye itiraz etmek yerine yarışma ile çözüm üretmiş olur. Oda sadece karşı olma işini mahkemeye verip avukatlarla çözmek yerine kendi üyesinin fikriyle, yaratıcı çözümler bularak cevap vermelidir. “Oda her şeye karşı” derken karşı olduğu şeylerin başında yarışma düzenlemek olmamalıdır.

Mimarlar Odası yarışma düzenlemek isteyen kurum ve kuruluşlara önayak olur. Bürokrasiyi hafifletir.

Ne yazık Mimarlar Odası başlı başına bir bürokratik kurumdur. Ne kadar çok belge yazı, damgalı mühürlü iş güç varsa yapar yaptırır. Her şey kâğıt üzerinde olmalı damgalanmalı yetkili tarafından imzalanmalıdır. Sonra bunlar arşivlenir saklanır. “Kâğıtsız çalışma” denen bir şeyden Oda habersizdir.

Mimarlar Odası’na yarışma düzenlemek için bir firmanın başvurması, sonucu çok iyi olmayacak kadar bürokratik işlerle uğraşmasına sebeptir. Hatta Oda yetkilileri firmayı azarlayabilirler. Ne kadar saygılı olursa olsun, sonunda Oda yetkilileri firmanın “Keşke böyle bir işe kalkışmasaydık” demesine sebep olabilirler.

Oda, firmaları yarışma düzenlemeye ikna edici çalışmalar yapmaz. Yapanları teşvik etmez. Ayrıca bu tür yarışma düzenleyenlerden para talep edebilir.

Onlar da yarışma ile çoktan seçmeli bir sonuca ulaşmak istiyorlarsa kendileri kapalı yarışma düzenlerler ve Oda ile uğraşmazlar. Oda’nın yarışmayı teşvik edici bir unsuru olmadığını onlar da görmüşlerdir.

Mimarlar Odası, yarışmaya katılan üyelerini yarışma sürecinde cesaretlendirir. Üyeler odalarına yarışma sürecinde gidip araştırma geliştirme yapar veya toplantılarla bilgilenirler.

Evet, üyeler odalarına yarışmaya hazırlanma sürecinde muhakkak uğrarlar. Ama toplantılara katılıp yarışma sürecinde bilgilenmek için değil. Mimarlar Odası kayıtlarının olup olmadığını, meslekten men cezası alıp almadığı ve daha önemlisi ODA’YA BORCUNUN OLUP OLMADIĞINI belgelemek için. Oda bu yarışmaları, aidatları faizleri ile toparlama olarak görür.

Yarışmaya her mimar katılsın. Yarışma sonrasında zarflar açıldığında Oda’dan raportörlük bu belgeleri istesin. Eğer katılımcının borcu varsa zaten ödül sayesinde bunu öder. Zaten mimar değilse elenir gider. Bu kadar basit.

Ülkemizde herkese açık yarışma sayısı, kapalı yarışma sayısından fazladır.

Doğru bir önerme değildir. Kapalı yarışma sayısı bir aralar, herkese açık yarışma sayısından fazlaydı. Herkese açık yarışmalar teşvik edilmezse sadece kapalı yarışmayı düzenleyenlerin ve onlara katılanların haberi olur. Eğer uygulanan projenin bir yarışma projesiyle ortaya konduğu açıklanmazsa biz böyle bir yarışmadan haberdar dahi olamayız. Diğer yandan Türkiye’nin mimari yarışma hafızası da bu şekilde kaybolup gider, belgelenmez, arşivlenmez ve sonradan faydalanılamaz.

Ülkemizde düzenlenen her kapalı yarışma, yetkin mimarlık olgusunun kazanılmasına olumsuz etkisi olan, iş ve tasarım yapma hakkı adaletsizliğini doğurur. Oda ve diğer mimarlık merkezleri, kapalı yarışma yerine açık yarışma yapmayı, yaptırmayı ilke edinmelidir.

Yarışmanın genel olarak ne aşamaya geldiğini web sitesinden takip ederek öğrenebiliriz.

Yoktur öyle bir site. Ancak söylenti ve dedikodularla öğrenebiliriz. Genelde yarışmaların bir web siteleri yoktur. Yarışmanın duyurusu ve şartnamenin bir bölümünün çekilebildiği bir web linki olabilir ama bu yarışmanın web sitesi olmasına yeter bir durum değildir. Zavallı yarışmacılar, yarışma ile ilgili haber alabilmek için, belediyelerin o şahane web sitelerinin görüntüleme sayılarını attırıp dururlar. Böylece, başkanın ne zaman yaşlılar yurduna gidip el öptüğünü ya da yeni çöp arabalarının resimlerini ezberlerler.

Ancak forumlardan o da forumu kullananların bilgiyi paylaşma istekleri doğrultusunda bilgi edinebilirler. Kullanıcılar da ilk kulaklarına geleni samimiyetle yazdıklarından, kulaktan kulağa oynarmış gibi bir sürü doğru olmayan bilgi ortalıkta dolaşır.
Şöyle sadece yarışma için alınmış bir alan adı olsa, haydi vazgeçtim sadece bu yarışma için bir sayfa açılsa, raportörlerden tutun yarışma üyeleri hakkında kısa özgeçmişlerden, yarışmayla ilgili tüm verilere ulaşılsa. Harita, dwg, ve tüm fotoğraflar dahil. Ayrıca diyelim ki teknik bir sorun var. Haritacının verdiği NetCad dosyası açılmadı ya da eksik açıldı filan. Bir katılımcı bunu gördü düzeltti. (Katılımcılarda canavar çocuklar var, isterlerse Google Earth’tan yeniden harita çıkartırlar.) Bunun hemen diğer kişilere de aktarılması gerekir. Adil bir ortam olmalı.

Sonra bu web sitesinde, baskı ya da fotoblok istenmişse çeşitli şehirlerde yarışmacılara indirim yapacak baskı merkezlerinin isimleri olur. Şuraya giden, şu yarışmanın katılımcılarına %xx indirim gibi. Güncel bilgiye ulaşılması ve katılımcının, bu yarışmayı “Ortaya koyduk, alan alır, almayan kaçar gider” şeklinde bir tavır yerine “Bizim gibi bu yarışma ile yatıp kalkan birileri varmış bize, biz talep etmeden bilgi veriyorlar” diye mutlu oluruz. Evet, biri beni çimdiklesin.

Sonra, jüri toplandı mı? Ne zaman ne kadar sürdü. Bunların gün gün yazılması hoş olmaz mıydı? Yani böyle bir site parçacığı -hatta bırakın blog bile olur- yapmak, çok mu zor. Kapatılmazsa biz de oraya baksak faydalansak. Haydi o olmadı, yarışmanın forumlarda geçen konularına müdahil olsalar artık ona bile razıyız.

Şartname herkese açıktır, şartname satın almayanlar da ulaşabilir ve inceleyebilirler.

Değildir. Parasız olur mu bu iş. Şaka yollu, şartname ile gelen paranın genel harcamaların yanında dikkate alınmayacak bir meblağ topladığını biliyorum. Ama şu işin bu kadar bürokratik olmasına ne gerek var ki. Şartname proje teslim edilirken de satın alınabilir olmalı. Şartname tam takım olarak yukarıda bahsettiğim web sitesinde yayınlanmalıdır. Hem de teknik açıdan düzeltilmiş hali ile.

Şartnameyi görüp ona göre satın almak isteriz. İcabında anlamadığımız halde karpuzu bile pat pat vura vura alıyoruz.

Mimari proje yarışmalarında Raportörlük çok önemli bir kurumdur.

Değildir. Aslında raportör pek bir şeye karışamaz genelde. Tabii bunun sayesinde pek de fazla sorumluluk da almaz. Örneğin yarışma ortaya çıkar ama jüriden kimse ortalıkta yoktur. Bütün soruları, bütün dertleri raportörler çeker. Ancak onlar da belirli bir zamandan sonra yanlış yönlendirme yapmamak için kendilerini geri çekerler.

Raportörler yeri gelir o koca paftaları, o koca maketleri oradan buraya taşımak, kırılmamalarını sağlamakla yükümlüdürler. Ancak yarışmayı düzenleyen de, jüri de bunu pek dikkate almayabilir.

Aslında raportör, daha jüri toplanmadan tüm paftaları ve gelen projeleri irdeler, yarışma dışı kalması kesin bazı ibareler taşıyanları belirler, kararını verir ve jüri çalışmaya başlamadan raporunu verir.

Hatta jüri çalışmalarında, jüri üyelerinden gözünden kaçmış bir durum varsa uyanık olmalı, hemen müdahalede bulunmalıdır. Eh, jüri yaş ortalaması 55’ten yukarı olabilir. Raportör, gözden kaçırmaları fark edip yarışmanın adil olmasını sağlamakla yükümlüdür. Yani raportörlük getir götür işi değil, jürinin iskeletidir. Hatta öğrencilerden ve isteklilerden oluşan ön raportörlük olmalı. Fiziki işleri onlar yapmalı, raporlarını asıl raportörlüğe vermeli sonra daha yetkili ve tecrübeli kişiler raportör olmalıdır.

Bilinmelidir ki, raportörler ilerinin jüri üyeleridir.

Yarışmalarda 3 boyutlu sunum çok önemlidir. İyi sunumu olan kesin kazanır.

Jüri isterse önemli değildir. Bazen jüri garip bir şekilde 3 boyutlu modelleme istemez. Plan, kesit ve görünüşle ve maketle projeyi anlamak ister. Sebebini tahmin edebiliyoruz ancak. Tahminimizce, çok cafcaflı sunumlarla iyiyi kötüden ayıramamak endişesi olsa gerek. İyi de bu zaten jürinin görevi değil midir? Eğer jüri 3 boyutlu sunumlardan etkilenecekse, daha baştan kendi kendisine hakaret etmiyor mu?

İsteyen istediği şekilde sunumunu yapabilmelidir. Bir ara da sadece siyah beyaz olacak dendi. Neden? Bilinmiyor. Daha doğrusu mutlaka kendilerince bir sebepleri vardır, jüri kendisi yapamıyor ya da kullanmıyor diye “Ben anlamam öyle alengirli işlerden” demek mi istiyor. Ya da bu nasıl bir adil olma çabasıdır bilinmez.

Sonrasında durum fena oluyor. Buna rağmen 3 boyutlu modelleme yapan ve sunan katılımcıların elenmesi gerekli. Bunu yaptığı için jüri, katılımcıları elerse işini ne kadar da kolaylaştırır. Bakılması gereken proje sayısı hemen azalacaktır. O zaman ne şahane bir yarışma ve seçim olur değil mi?

Yok elemezse diğerleri “Madem öyle biz de yapardık” diyecekler. Jüri böylece daha baştan kendisine kelepçe takmış oluyor. Olmaz canım demeyin oluyor vallahi.

Şartname çok önemlidir. Şartnamedeki şartlara uymayanlar elenebilirler.

İşte birkaç parça kağıt. Hele hele son yarışmalarda hiç dikkate alınmıyor.

Yarışmanın arsasını büyütecek bir durumu şartname kesin bir dille, “orayı kullanmayın” diye belirtirken, yarışmanın seçileni bir güzel kullanmış ve yayılmış olabilir. Diğer yarışmacılar itiraz edince de “Eh siz de kullansaydınız” denmiştir. Olur böyle şeyler.

Başka bir örnek, şartnamenin neredeyse yarısı bir cami tasarlanmasını isterken, hatta yarışmacıların 1/200 planlar için “kesinlikle cami ve seçtikleri başka bir yer” diye yol gösterirken, jüri aslında “Bu proje cami projesi değil ki” diyerek şartnamede yazılanları okumadığını göstermiştir. Madem hiç önemi yoktu, bir binanın ikinci katında bir salon da camiden sayılacaktı, neden 1/200 istediniz, şartnamede bir sayfada buna yer ayırdınız deyince, “Düzelir düzelir” cevabı verilebilmiştir.

Olur böyle şeyler.

Siz yine de şartnameyi pek takmayın. Kendinizi şartnamede yazanlar için paralamayın.

Şartnameleri Jüri hazırlar.

Bu muallakta kalan bir durumdur. Yani şartnameleri jüri o kadar kolay delebilmekte ve şartnameye uygun olmayan projeleri fütursuzca seçmektedir ki, “Bu şartnameyi jüri yazmamış” tahmini yapılmakta. Hatta belli ki şartnameyi yapanlar jüri üyeleri ile takışmış da jüri o yüzden inadına şartnameyi yok sayanı seçmiş bile dediğimiz oluyor.

Doğrusu ve beklenen şartnamenin jüri tarafından hazırlanmasıdır. Hatta şartnamenin hazırlanması, gelen projelerin seçilmesi çalışmasından daha zor bir süreç olmalı. Jüri toplanıp şartnameyi hazırlarken araziyi kafasında canlandırmalı, yarışmacılardan gelecek projeleri tahayyül etmeli hatta diğer taraftan bakıp, soruların nereden geleceğini kestirip, anlaşılır olması için daha gelemeden sorunun cevabını vermeli. Dediğimiz gibi iyi bir şartname, tekrarı olmayan az soru sorulan şartnamedir.

Belki şartnamenin raportör tarafından hazırlandığı bir yarışmaya sezon açıldıktan sonra takımın başına getirilen -tabii bunun için hiçbir taahhüdü olmayan- teknik direktör gibi jüri üyesi hatta başkanı seçildiği durumlar olabilir.

Raportörlere ulaşmak çok kolaydır. Her türlü iletişim aracı ile bağlantı kurulur hızlı ve güvenilir bilgi hemen alınır.

Raportörlere ancak telefonla ulaşılabilir. Önceden de dediğimiz gibi bu bütünüyle raportör arkadaşların insafına kalmış bir şeydir. Bazen raportörler çok sert ve bilgi vermek istemeyen kişiler olabilirler. Sadece telefonla ulaşılabilirler ama ulaşılmak da istemezler.

Belirtmeden geçemeyeceğim, raportörü telefona çıktığına pişman edecek katılımcılar da vardır. Her şeyi sorup dururlar. Bazen katılımcılar da raportörü arama işini abartabilirler.

Ama genelde raportörlerin bilmediği ve karar veremediği çok şey vardır. Jüriden kimseyi hemencecik bulamazlar, soruları cevaplayamazlar. Yine raportörlerin verdikleri cevaplar sonradan jüri tarafından onaylanmayabilir. Kısacası raportörün yetkileri ve sorumlulukları çok kesin olarak belirlenmemiştir. Soru-cevaplar dışında jüriye ulaşmak mümkün değildir.

Yarışmalarda soru-cevap oldukça önemlidir. Dikkatle incelenmelidir. Ayrıca soru-cevaplar ne kadar fazla ise o kadar faydalı olur.

Çok önemli olmayabilir bu soru-cevaplar. Genelde çok uzun ve tekrarlardan oluşurlar. Cevaplar da genelde 7. veya 8. sorudan sonra. “Bakınız cevap-2” şeklindedir. Hatta bazen cevaplarda yazanın sinirlendiğini anlarsınız. “Bu sorular elektronik ortamda ya da faks ile geliyor yahu, soran kişi önceden sorulduğunu bilse aynı şeyi sorar mı?” diye düşünmeden aynı soruya azarlar vaziyette cevap verildiğini de gördük.

Sorular ne kadar az ise o kadar anlaşılır bir şartname yazılmış demektir. Çok tekrarın olması ise yarışmacının ilk ama ilk aklına gelen ve şartnamenin ilk akla gelecek soruyu düşünememiş olduğunu gösterir.

Yarışmacılar jüriyi sayar ve severler. Jüride bulunmak kolay iştir.

Ne yazık öyle değil. Jürinin üzerine çok gidilir. Ödül alamayanlar da ödül alıp birinci olamayanlar da bir fikir sahibidir. Jüri olmak yarışmacı olmaktan kesinlikle daha zordur.

Jüri de bunu bilmelidir. Bazen jüriye -olmasa çok iyi olur- olmadık ithamlarda da bulunabilirler. Yok şunu bilerek seçtin, şunu kayırdın gibi. Jüri bu tür heyecanlı gençlerin olacağını da bilmelidir.

Kolokyumda sert bir soru geldiğinde “Ben elli yıllık mimarım, şöyleyim böyleyim” demesi sorunun cevabı değildir. Jüri olmak kolay değildir. Oradaki herkes aylar boyu çalışmış maddi manevi olarak hırpalanmıştır. “Yaptığın da olmamış” denen biri, daha kabul edilebilir cevaplar bekler.

Herkes projesinin inceliklerini jürinin görüp görmediğini merak eder. Ya da bir dahaki yarışmada ne eksiği var onu görmek ister. Jüri tecrübelerini aktarmak için oradadır. Yoksa bir sarsılmaz otorite olduğunu göstermek için değil.

Jüri, kolokyumda soru soran herkesi “Kazanamadı da o yüzden” olarak görmemelidir. Yanlışlarının ya da görmediği yerler olduğunun kabulünü de bilmelidir. Eğer zor geliyorsa jüri üyesi olmamalıdır.

Mimari proje yarışmalarında jüriyi tanımak önemsizdir…

Hayır, çok önemlidir. Aman yanlış anlaşılma olmasın, jüriyi tanıma derken torpil ya da yolsuzluktan bahsetmiyorum. Jüriyi tanımak, jürinin nasıl bir karara yatkın olacağını bilmek ve ona göre davranmak üstünlüğünden bahsediyorum.

Tabii arada sırada proje içinde ufak tefek, haber uçurmalar olabilir. Bunlar örneğin bir projede ödül almış tasarımın, alakasız başka bir proje için simetriğinin alınması farklılığı ile sunulması ile de olabilir, sadece bir kişinin kullandığı bilinen garip terimlerle de olabilir. Bunları bilemeyiz. Kimseyi de suçlayamayız. Bu jürinin etik tutumuna bağlıdır.

Bir profesör ya da büro sahibi mimar jürideyse, onun asistanları ya da eski çalışanları o yarışmaya girmeyi uygun görmezler!!!

Ayrıca jüri başkanının jüri heyetine olan etkisi ve kararın sonlandırılmasındaki tutumunu bilmek ve ona göre oynamak da önemlidir. Eğer çok etkili bir jüri başkanı varsa onu düşünüp, tüm önceki yarışmalardaki kararlarını ve onun binalarını irdeleyip projeye azıcık katmak katıştırmak da önemlidir.

Mimari proje yarışmalarında jüri, önceden yarışma kazanmış ve jürilik konusunda deneyimli kişilerden oluşur. Yaş ortalaması jüride ne kadar yüksekse o kadar iyi karar verilir.

Hayır, yaş ortalaması yükseldikçe ya da jüri başkanı genelde kuvvetli bir isimse jürinin sonucuna etkisi artar. Jürinin genç ve başarılı tasarımcılardan seçilmesi daha uygun olacakken, bazen sırf ismi duyulmuş diye birileri jüri olabilir. Sonuç çok şaşırtıcı olacaktır.

Ayrıca jüri başkanı yardımcısı gibi kişiler, duyma görme konularında yaşları yüzünden zorluk çekebilirler. Yaş ortalamasının jüride düşmesi her yönde iyidir. Ülkemizde genç ve başarılı, kendi dünya görüşü olan ve yarışmalarda ödül almış bir sürü kişi vardır. Ayrıca önceden raportörlük yapmış, jürinin içinde ama tartışmalardan uzak durmuş ve deneyim kazanmış kişiler de vardır.

Jüri seçilirken, yarışmayı düzenleyen kurum ile jüri arasında bir bağ olması beklenmektedir. Jürilik konusunda deneyimi olmayan bir akademisyen, kurum ile arası iyi ise jüri başkanı olur. Kolokyumda kimseyi dinlemez. Yanlış rapor yazıp, ikinci mansiyon ile ödüllendirdiği projenin raporundaki detayların projede olmadığını gördüğünde, “Özür dilemek dışında yapacak bir şey yok bu saatten sonra” diyebilir.

Yarışma raporu herkese açıktır ve jüri yazar yazmaz dağıtılır.

Hayır, rapor gizli belgedir. Öyle hemen elde edilemez. Raportörlükten istendiğinde, zaten size iadeli taahhütlü postalandığı belirtilir.

“Neden bunu yayınlamıyorsunuz, neden bu kadar gizli” diye sorunca yine raportörlük bir gize bürünür, bir suskunluk alır götürür onları. Yine olay gelip gelip, yarışmaların kendilerine özgü elektronik ortam iletişiminin olmadığına dayanır. Kısaca, basit bir web sitesi sayfasından bahsediyoruz.

Yarışma raporunu jüri üyeleri yazar, yazdırır ve genel olarak kalitesini kontrol ederler. Açıklayıcı ve kolay anlaşılırdır.

Olay o şekilde gelişmez. Jüri zaten gereğinden fazla mesai harcamıştır. Raportör alel acele bir şeyler yazar. Genelde jüri esnasındaki notlardandır. Jüri üyeleri de uçağa yetişecektir filan.

İmzalar pıtır pıtır atılır. Ama raporda ne imla hataları, ne mantık hataları vardır. Bazen raporda “cami” yazılır, “camii” yazılır. Başka bir raporda, mansiyon ödülü almış projede rampa ve kule beğenilmedi yazar, ancak projede ne rampa ne de kule vardır. Jüri raporu okumamıştır bile.

Yani sizin aylarca üzerinde çalıştığınız proje eğer birinci elemede elenmişse yok sayılır. Sonraki elemeler içinse tek satırlık düşük bir cümle ile geçilir. O cümleyi defalarca okur okur durursunuz. Ama cümle bir kelamda ağızdan çıkmış, raportör o anda onu not almış da olabilir. Yarışmaların cilvesi de biraz budur.

Yarışma kolokyumları, çok verimli ve açıklayıcı geçer.

Geçmeme ihtimali yüksektir. Genelde herkesin soracağı bir şeyler vardır. Ya “Tamam birincinin şusu busu eksikti ama bunlar düzelmeyecek şeyler değil, düzelir düzelir” diyerek seçimin ne kadar göreceli olduğunu gösterir. Ya da birinci projeyi kendi malı gibi savunur, “Mükemmel fikir projesiydi” der. Sonra “Madem fikir projesi istiyordunuz neden bu kadar uzman ve bilirkişi ismi imzası istediniz” deyince de “Yanlış anladınız” denir. Bir türlü doğrusu anlaşılamaz.

Hepsi olmasa da, birçok kolokyum çok verimli geçmez. Zaten 3-4 saattir. Bunun yerine forum gibi bir merkezde kolokyum tarihinden 2 hafta önce başlamalı, her jüri üyesi bu forumda yazar olmalı ve büyük tartışma konuları hakkında genel bilgiyi kolokyumda jüri yeniden tartışmaya açmalı.

Maketi paketle, projeyi al fotoğraf çek derken, şehir dışından gelip o anda uçağa yetişmesi gereken katılımcılar için kolokyumu takip etmek oldukça zordur.

Yarışma sergisi ve kolokyum sonrası projemi maketimi ve eksiksiz olarak geri alabilirim.

Yok öyle şey. Hatta bazen almak istediğinizde şaşırırlar. Maketinizin üstündeki pleksi koruyucu çıkartılmış, eğer iyi yapıştırılmışsa kırılarak çıkartılmış olabilir. Sebebi fotoğraf çekilmesiymiş. Genelde raportörlük iyi çalışmıyor ve düşünmüyorsa maket ve proje kuruyucularını atar. Sergi eğer halka açık mekânlardaysa, sizin maketi çoluk çocuk parmaklar ve kaç Newton/metre kuvvetle kırılabildiğini test eder.

Siz yanınızda koli götürüp, o hengâmede kendiniz kolilemek ve paketlemek zorundasınızdır.

Jüri ödül vermek zorundadır.

Şartnamede açık açık belirtilse bile jüri o andaki haline göre ödül filan vermeyebilir. Büyüüükkkkk jüri, katılımcıların mimari yetkinliklerini sınar. Hiç beğenmezler. “Ödül falan yok, dağılın bakayım” derler. Bu büyük jüriyi mahkemeye verdiğinizde onlar da kendi avukatlarına filan danışarak zorla mansiyon verirler.

Bazı büüüüyyyyüüükkk jüri üyeleri ise “Bak önceden söyleyeyim o gün canım sıkkınsa ödül filan vermem” hakkını kazanmak için bunu şöyle fazla göze batmayan bir şartname köşesinde belli ederler tek satırla. Bunu protesto etmek ve bu yarışmaya katılmamak mimarın elindedir. Ama o kadar az yarışma vardır ki…

Ödül alan kişi, ödülünü eksiksiz ve tam zamanında alır.

Bu genelde yarışmayı açanın durumuna kalmıştır. Eskişehir Ticaret Odası gibi ödül töreninde ödül sahiplerine çek veren, istisnai kurumlar ne yazık kaideleri bozamamaktadır.

Ödül alan proje, eksiksiz uygulanır.

İşte bu imkansız. Bir sürü sebebi olabilir. Ancak genelde çok zor olur. Yarışma projesinin uygulanabilirliği, yarışmayı yaptıranın tasarıma saygısı gibi bir sürü unsur devreye girer. İyi örnekler de vardır tabii. Ama oldukça zordur.

Ülkemizin yarışmalar hafızasını sunabileceği elektronik bir ortam sayesinde eski yeni tüm yarışmalar takip edilir.

Ne yazık yoktur. Arkiv, bunu yapmak için çabalar ancak bu ülkede gelmiş geçmiş tüm yarışmaları yayınlayan bir ortam yoktur. Olmaması yarışmalarımızın kalitesini düşürmektedir. Yine konu yarışmaların web siteleri olmasına geliyor. Bu andan sonra bile başlaması mimari hafızamız için önemlidir.

Sonuç:
Evet, hem iyi hem kötü örnekler verdik. Çarpıklıkları ve olması gerekenleri söyledik. Bu kadar vahim de değil durum. Biliyoruz ve şükrediyoruz. Gerçekten iyi jüriler, kolokyumlar ve iyi projeler de gördük. Göreceğiz daha da iyiye gidecek. Ama çarpıklıkları göstermek de bizim görevimizdir.

Ancak daha önemli görevimiz, çoktan seçmeli projelerin daha çoğulcu olduğunu kabul etmek ve her türlü kamusal projenin yarışma ile üretilmesi için çalışmak olmalıdır.

Yazan: Ahmet Turan Köksal

Bu makale 2455 defa okunmuştur.

SAYFA BAŞINA DÖN                                MAKALELER SAYFASINA DÖN