Yapı Teklif Verileri

 

 
 

Kolay Erişim

 
 
destek@bedavahizmet.com adresini MSN Messenger listenize eklemek için tıklayınız
 

Duyurular

 

YapıTeklif.com dan büyük KAMPANYA!!!...
İş ve talep sahiplerinin iletişim bilgilerine anında erişim fırsatı
ALTIN ÜYELİK...
Yıllık 50 TL
Üstelik Garanti Bankası kredi kartlarına 5 Taksit fırsatıyla
Detaylı bilgi için tıklayın...



İnsan Kaynakları servisimiz hizmetinizde... İnşaat sektörüne yönelik iş ilanları ve özgeçmiş (CV) bankası için tıklayınız.

Firma - Ürün - Hizmet tanıtım sayfalarımız hizmetinizde... Bilgi için tıklayınız.

Değerli yazarlardan inşaat sektörüyle ilgili makaleleri yayınladığımız makaleler bölümümüz yayına girmiştir.

 
 

TEKLİF VERMEK İÇİN

 

 BİZİMLE ÇALIŞMAK İŞ/MALZEME TALEPLERİNE TEKLİF VERMEK İSTEYEN

Kaba ve ince inşaat işlerinde görev almak üzere taşeron firma ve ustalar, yapı malzemecileri, müteahhit, serbest çalışan iç mimar, mühendis, mimar, proje veya çizimle uğraşanlar; sistemimize BEDAVA üye olmak için tıklayınız.

 
 

LINK Değişim Programı

 
ArteYapi.com
İnşaat projeleri ve müteahhitlik hizmetleri

YapiBox.com
YKS, Kapı otomasyon, alüminyum korkuluk, paslanmaz çelik korkuluk ve küpeşte, pvc doğrama sistemleri

TatilUcakOtel.com
Tatil, otel, tatil bölgeleri, gezilecek yerler

İstanbul’a Dar Gelen Söylemler

İstanbul’a Dar Gelen Söylemler

İstanbul gibi yerleşikliğin sürekli seyir halinde olduğu çok katmanlı kentler, tüm akılcı düzen niyetlerine karşın kendi kendilerine gelişirler. Sadece yayıldığı alanın büyüklüğünden dolayı değil. İstanbul, bir tarafta dışarıda mekan bırakmayacak kapsayıcılıktadır, bütün mekan türleri onun bir işlevi olarak yaşantıya katıldığı için. Diğer tarafta, içine aldığı yaşantılar (kişisel anlamda olduğu kadar topluluksal anlamda da) eş zamanlı bir evrime sahip olmadığı, her bir zaman dilimi kendi mekanını oluşturmaya devam ettiği için. Buradan karşımıza çıkan, kentsel mekanın zamansal, mekansal ve topluluksal katmanlar yığını şeklinde oluştuğudur. İstanbul içinde, birbiriyle ilişkiye gerek duymayan rastgele, üst üste, yan yana gelişleri barındırdığı gibi; kesişmelere, çarpışmalara, iç içe geçmelere olanak veren bir aradalıkları da barındırır. Dolayısıyla ne bütüncül bir bedene sahiptir, ne de sınırları belirgindir. 

Klasik mimarinin ve onun kent anlayışının aksine, yaşantının örgütlediği ve örgütlendiği bu katmanların metropoliten kimlikleri, belirgin olanın değil, bilinemez ve belirsiz olanın konusudur. Çünkü sayısız toplumsal, ekonomik, politik ve teknolojik değişkenin etkileriyle kuşatılmış olan metropoliten hayat toplaşma, dağılma, büzülme ve sıçramalarla, kısacası tüm devingenliği ile kentsel mekanı sürekli şekillendirir; kimi zaman bozar, kimi zaman terk eder, sonra tekrar doldurur ve nereyi, ne zaman, nasıl şekillendireceği ya da dönüştüreceği önceden kestirilemez. Mekan, toplumsal hayatın eylemliliklerine göndermede bulunan salt bir çerçevedir artık bu noktada. Tabii ki sadece bir araç olarak değil, aynı zamanda doğal ve içgüdüsel eğilimlerimizin yeniden üretildiği bir yer olarak.

İstanbul'un geçmişinin anlatısıyla bu çok katmanlı yapı ehlileştirilmeye, mekanın dinamik yapıları indirgenmeye çalışılsa da, bu tarz geleneksel yazımlar İstanbul’u anlamakta ve anlamlandırmakta gerçekte yetersizdir. Sur dışına çıktıktan sonra kentin tarihi neredeyse biter. Turistik harita sınırına denk düşen tarih yazım sınırı, bilgisini ve ilgisini bir tarafta sur dışındaki bölgelere, diğer tarafta Pendik, Tuzla’ya doğru ilerletmedikçe, kanımca turistik sınırın içinde kalan bölgeyi de yanlış okumaya devam edecektir. Çünkü İstanbul’un fiziksel sınırları yoktur. Kentin coğrafi il sınırı, ilçe ve semt sınırlarından bahsedebiliriz ama bu sınırlar yukarıda bahsedilen mekansal niteliklerden dolayı gerçekte eriyik haldedir. Sınırlarını kimi kez belirgin, kimi kez size kentin neresinde olduğunuzu duyumsatmaktan uzak farklılıklarla sergileyebilir İstanbul. Bunun nedenlerinden biri, çevresini kendine ekleyerek büyümesi, eklediklerini mıknatıs gibi bir noktasında çekmeye devam ederken bir başka noktasında da çoktan dağıtmaya başlamış olmasıdır. Dolayısıyla, karşılaşmaların tarzı sürekli değişecektir. Biz bunlara bakar ve "değişim" deriz. Oysa yıllar içinde pek çok koşulun bir araya gelmesiyle gerçekleşmiş olandır bize "o gün" gibi gelen.

“Bu kentin hafızası yok” şeklindeki inanışlara kendimizi kaptırmak yerine, acaba İstanbul’un us ötesi olduğunu ve bilinçaltını kuşatamayacağımızı mı düşünmeliyiz? Kentin her binasının, sokağının, caddesinin, bölgesinin; mimari, fiziki, ekonomik, sosyal kriterler üzerinden envanterini hazırlayabilirsiniz. Ama manyerizmini nasıl ıslah edebilir ve onu nasıl akılcılaştırabilirsiniz? Bu kentteki insan hallerini, mekanların hallerini, mekanların insanlarla birlikte büründüğü halleri, insanların mekanlarla büründüğü halleri, nesnelerin hallerini, nesnelerin insanlarla birlikte girdiği halleri, bu akışın ve alışverişin içindeki yaşamın bilgisini acaba hangi mimarlık ve tasarım bilgisi aracılığıyla tanımlayabilirsiniz?

İstanbul için önerilen sayısız kentsel projenin içeriğine ve o projelere yönelik eleştirilere ilham kaynağı veren mucizevi ikiliğe, mimari tasarımsal besin kaynağımızı hatırlatmak istediğim için yazıyorum bir taraftan da tüm bunları. Merkez - çeper ikiliği. Evet İstanbul’da iki ayrı varoluş tarzı birlikte yaşanmaktadır. Biri kendi kentliliğini kendine göre kurar. Bu despotik, karanlık, heterojen ve parçacı bir yaşantıdır. Öteki irade ise kenti bu ad hoc sıfatlardan arındırmak üzerine kurulu, diğeriyle tabana tabana zıt bir yaşantıdır. Rasyonel ile irrasyonelin kentsel mekanda, kendi farklılıkları içinde bulunma süreklilikleri olarak da ortaya koyulabilir bu durum.

İstanbul metropolü ve bu metropolü oluşturan kent parçaları yıllardır bu ikilikler üzerinden tartışılır. Bir tarafta resmi söylemin aydınlık, temiz, düzenli, bütünsel yani güdümlü mekanları ve onlara eklemlenen parlak düzgün yolları ve oralarda nasıl yaşanacağını öngören tasarımları vardır. Yani kentsel mekanı homojenleştirme çabası. Karşı söylemi oluşturan öteki tarafta da, hakim ideolojinin çeperdeki sayısız kentsel hayatı ötelediği ve uzaklaştırma faaliyeti içinde olduğu, dahası “merkez”in kendinden olmayanı dışlama üzerine kurulu eylemler ve uygulamalar peşinde olduğu savı. Evet doğrudur. Fakat ilginç olan, hakim mimarlık ideolojisine getirilen bu eleştirilerin yine dönüp dolaşıp ona hizmet etmekten başka bir işe yaramadığıdır. Çünkü eleştirilerin içeriğine bu ikilik “dar” gelir.

Yukarıda kabaca çerçevesini çizmeye çalıştığım gibi, İstanbul üzerine düşünmek aslen bildik kent modellerinden kopuşu gerektirir. İstanbul sadece bu ikiliklerin kenti değildir. Gerçekte aşılması imkansız merkez - çeper ikiliği, kentin gerçeğini, yaşamın zeminini ve eylemlerin bağlamını oluşturan bu büyüklüğü kavramakta son derece yetersizdir. Çünkü İstanbul’un merkezi de yoktur. Merkezi çevre, çevre merkezi olabilmektir. Çünkü bu kent, çevre merkeze yerleşirken, merkezin kendini çeperde yeni baştan kurabildiği bir yerdir.

Bu makale 5160 defa okunmuştur.

SAYFA BAŞINA DÖN                                MAKALELER SAYFASINA DÖN