Yapı Teklif Verileri

 

 
 

Kolay Erişim

 
 
destek@bedavahizmet.com adresini MSN Messenger listenize eklemek için tıklayınız
 

Duyurular

 

YapıTeklif.com dan büyük KAMPANYA!!!...
İş ve talep sahiplerinin iletişim bilgilerine anında erişim fırsatı
ALTIN ÜYELİK...
Yıllık 50 TL
Üstelik Garanti Bankası kredi kartlarına 5 Taksit fırsatıyla
Detaylı bilgi için tıklayın...



İnsan Kaynakları servisimiz hizmetinizde... İnşaat sektörüne yönelik iş ilanları ve özgeçmiş (CV) bankası için tıklayınız.

Firma - Ürün - Hizmet tanıtım sayfalarımız hizmetinizde... Bilgi için tıklayınız.

Değerli yazarlardan inşaat sektörüyle ilgili makaleleri yayınladığımız makaleler bölümümüz yayına girmiştir.

 
 

TEKLİF VERMEK İÇİN

 

 BİZİMLE ÇALIŞMAK İŞ/MALZEME TALEPLERİNE TEKLİF VERMEK İSTEYEN

Kaba ve ince inşaat işlerinde görev almak üzere taşeron firma ve ustalar, yapı malzemecileri, müteahhit, serbest çalışan iç mimar, mühendis, mimar, proje veya çizimle uğraşanlar; sistemimize BEDAVA üye olmak için tıklayınız.

 
 

LINK Değişim Programı

 
ArteYapi.com
İnşaat projeleri ve müteahhitlik hizmetleri

YapiBox.com
YKS, Kapı otomasyon, alüminyum korkuluk, paslanmaz çelik korkuluk ve küpeşte, pvc doğrama sistemleri

TatilUcakOtel.com
Tatil, otel, tatil bölgeleri, gezilecek yerler

Halikarnas Balıkçısı’nın Mimarlığı

Halikarnas Balıkçısı’nın Mimarlığı

Coşkulu Bir İnsan, Coşkulu Bir Yazar
Daha çok, takma adıyla, yani “Halikarnas Balıkçısı” olarak tanınan ve anılan Cevat Şakir Kabaağaçlı, tepeden tırnağa yaşama sevinci ile dolu, heyecanlı, coşkulu bir insandır. Onun bu özelliği, doğal olarak, üslûbuna da yansır. Balıkçı’nın üslûbu, zaman zaman biraz savruklaşır ama, şiirselliğini her zaman korur. Kendisi de bunun farkındadır. Yazdığı bir öykü nedeniyle, İstiklâl Mahkemesi tarafından verilen sürgün cezasını çekmek üzere Bodrum’a giderken, daha doğrusu, götürülürken, yol boyunca gördüğü doğal güzellikleri uzun uzun anlattığı Mavi Sürgün adlı kitabının bir yerinde şöyle der:

Ey okuyucum, geçtiğim yerleri böyle bir anlatışımı, aşırı bulma! Eğer sana aklı başında adamım diye söyledilerse, yalandır. Bu yetmiş yaşımda bile aşığım ben […]içimden nasıl esiyorsa öyle anlatıyorum.

Şu sözler ise, Balıkçı’nın, Louis Bayle’e İzmir’den yazdığı 25 Ekim 1969 tarihli mektubundan alınmıştır:

[…]Yüksek ve mağrur dağ ve uçurumlarıyla, tüm Akdeniz’e, usta bir sanatçının elinden çıkmış sanat yapıtı denebilir.

Balıkçı’ya Göre Bodrum Evleri’nin Öyküsü
Böyle bir insanın, böyle bir yazarın, Bodrum evlerini ya da dünyanın yedi harikasından biri sayılan Artemis Tapınağı’nı anlatışı da, tadına doyulmaz güzellikte olacaktır.

Evet, Halikarnas Balıkçısı’na göre, Bodrum’da, “Kenti yapan mimar değil, ışıktır, mavi gök ve mavi denizdir.”

Ben, onun bu deyişini, Le Corbusier’nin, “Mimarlık, ışık içinde bir araya getirilmiş hacimlerin, bilgili, doğru, görkemli oyunudur” biçimindeki tanımına yakın, ama ondan daha üstün buluyorum.

Halikarnas Balıkçısı, “Halikarnas” başlıklı denemesinde de Bodrum evleri için şunları söylüyor:

Benim anladığıma göre, önceleri evler kıyıda değil, yukarıda, dağ yamaçlarında imişler. Ama denizi özlemişler, mavisine imrenmişler. Sevgilerinden yerlerinde duramayarak, burcu burcu çam kokan nalınlarını takırdata takırdata, yokuş aşağı atılmışlar. Kıyıya varınca, iki koyun boylu boyunca, gıcır gıcır çakılların üzerine dizilmişlerdir. Arkada kalanlar, öndeki kız kardeşlerinin omuzları üzerinden baş kaldırarak, denizi seyre dalmışlar.

Bugünküleri bilmem ama Bodrum’un eski evlerinin öyküsünün böyle olduğuna ben de inanıyorum; çünkü, yine Balıkçı’nın dediği gibi, “Mavi ve yeşil öylesine derin ve tatlıdır ki, değil insanları, taşları ve duvarları bile kendisine çeker.”

Siz, içinde yaşamak durumunda olduğunuz altında bir hayvan ahırı bulunan küçücük bir odayı nasıl algılarsınız, nasıl anlatırsınız bilemiyorum. Ama Balıkçı’nın, öykülerinden birinde, Fırıncının Kızı’nda, şöyle algıladığını, şöyle tanımladığını biliyorum:

Odanın içi bembeyaz badanalanmıştı. Ufacık tefecik, hoş bir şey… Ne bileyim, oda değil, gülümseyen ve gülümseten bir kutu…Onun içinde ben kendimi bir oyuncak sandım.

Artemis Tapınağı: Sulardan Yükselen “Periler Sarayı”
Ve işte, yine Balıkçı’nın kaleminden, onun o şiirsel anlatımıyla, bir zamanlar Efes’te var olan, şimdi ise yerinde yeller esen, o dillere destan Artemis Tapınağı:

Efes’te, Artemis Tapınağı deniz kıyısındaydı: Sağında ve solunda iki liman vardı ki, tapınağın yankısı suya düşüyordu. Sanki büyülü bir sur, denizin kenarında, bu dünyaya ait olmayan bir müzikle uzun uzun ötmüş ve yavaş yavaş limanın durgun sularından kocaman bir periler sarayı yükselmiştir. İyon uslûbu İyonya’da icat edildi. Ve Artemis Tapınağı, İyon uslûbunun prototipiydi. […]İyon sütunları bir fülütün uzun ötüşü gibi pürüzsüz, sade ve dengelidir.

Ayasofya, Sultanahmet Camii, İsabey Camii ve Picasso
Halikarnas Balıkçısı, denemelerinde, daha başka yapılardan, örneğin Ayasofya’dan, Sultanahmet Camisi’nden de söz eder; birincisini, “koca bir kubbeyle kapaklanmış dev bir mağara”ya, “tepesine yumruk yemiş bir İngiliz pudding”ine benzetir; ikincinin “tepesinden aşağıya bir kubbeler çağlayanı” aktığını; “o caminin mimarisinde mi ne, ışığı çoğaltma gücü” olduğunu söyler.

Balıkçı’nın Selçuk’taki İsabey Camisi ile ilgili saptamaları ise, çok daha ilginçtir:
İsabey Camii […] asimetrik […] denilen modern dünyanın ilk eseridir. Kapı ortada değildir. Her yanının uzunluğu bir değildir. Her penceresi ayrı üsluptadır. Sanki, dört yüzyıl önce yaşayan bir Picasso, binlerce yıldan beri uygulanan simetriden bıkmış ve korkunç bir cesaretle, mimariye özgürlük ve başkalık getirmiştir.

Beylikler zamanında yapılmış bir caminin mimarisiyle, Picasso’nun sanatı arasında ilişki kurmanın, hayli cesaretli bir adım olduğu yadsınamaz.

Minareden Enfiye Kutusuna, Enfiye Kutusundan Divan Edebiyatına
Bilindiği üzere, bütün kültürel, sanatsal yapıtlar gibi, binalar da, yapıldıkları dönemin ve içinden çıktıkları toplumun özelliklerini taşırlar ve yansıtırlar. Balıkçı, bu durumu, Bizans, Helenizm ve Türkler başlıklı denemesinde, Ortaçağ Avrupası’ndaki Skolastik Kültür’le Gotik Mimari arasındaki ilişkiyi kanıtlayan Panofsky’den farklı bir üslupla, ama en az onun kadar çarpıcı bir biçimde dile getirmiştir.

Kültürün düşüncesinden tutunuz da ayakkabısına dek bir birlik havası vardır. Örneğin, Sultanahmet Camisi’nin minaresini, camiden çıkan birinin elindeki enfiye kutusundan ve o kutunun üzerindeki menevişleri, tepesindeki kavuktan ve kavuğu, enfiye kutusunu yanındaki arkadaşına açıp sunarken söylediği iki dizi divan edebiyatı şiirinden, o şiiri Yesarî’nin sülüs yazısından, o sülüs yazıyı da, üzeri Osmanlı kabartmalarıyla süslü, ağızdan dolma koca toptan ve onun pek sülüsümsü patlamasından ayıramazsınız.

Söz konusu yazarın yapıtlarındaki mimari öğeler, yukarıdakilerle sınırlı değildir. O, yazılarında mimarlıkla ilgili daha başka konulara da değinir. Ancak, yazdığı her şeyin doğru olduğu, gerçeği yansıttığı söylenemez. Örneğin bir yazısında, “Türk mimarisinin kökü, Bizans ve Arap-Arabesk mimarisindedir” der ki, bu savı onaylamak çok zordur. Sonra, bir başka yazısında, Anadolu’nun Sesi adlı kitabında yer alan “İyonya – Anadolu” başlıklı makalesinde, “kemeri ve kemerin canı olan kilit taşını”, Demokritos’un bulduğunu ileri sürer. Bu filozofun atomcu felsefeyi savunduğunu biliyorum, ama onun, aynı zamanda, kemerinde mucidi olduğuna ilişkin bir bilgiye, başka hiçbir kaynakta rastlamadım.

Ve Bir Uygulama
Buraya kadar, Halikarnas Balıkçısı’nın, mimarlığın kuramına, felsefesine ilişkin kimi düşüncelerini, kimi görüşlerini aktardım. Ama o, Mavi Sürgün adlı kitabında yer alan aşağıdaki satırlardan da anlaşıldığı üzere, Bodrum’da bir ev inşa ederek, mimarlık alanında bir uygulama da yapmıştır:

Deniz kıyısında, iki katlı betonarme bir ev yapmayı kurdum. Betonarme yapılar hakkında kitaplar getirttim. Yapının yerine göre çimento dozajının ve betona konulacak demirlerin ne oranlarda olacağını ve betonarme yapılara ait hesapları öğrendim. Ev onbeş metre uzunluğunda ve beş metre enindeydi. Bir yüzü denize, bir yüzü de, arkaya, dağlara bakıyordu. İçini oda oda bölmedim. Katlar boylu boyunca odaydı. Pencereleri çok büyüktü. Önündeki çimento avlusu bir yat güvertesi gibi denize egemendi. […]Demirleri ben büküyordum. İlk önce, ikinci kata iskele üzerinde çıkarak elli kilo betonu taşımak güç geliyordu ama, sonraları, yetmiş kiloya yük demiyordum. […]Beton kısımlar arasını tuğla ya da çatma ile dolduracağıma, onlardan çok daha hafif olan büyük sünger taşı parçalarıyla doldurdum. […]Bu fikri Ayasofya’nın kubbesinden aldım. Kubbenin pek ağır olacağından korkan Justinyen, kubbeyi sünger taşından yaptırmıştı. […]Herkesin pek acayip saydığı şey evin damıydı asıl. Yukarıya doğru bir çıkıntı yapacağına, “V” harfi gibi aşağı doğru bir girinti yapıyordu. Denizden kışın esecek fırtınaya havale vermek istemiyordum. Yağmur suları, istediğimiz zaman yana, istediğimiz sarnıca akıyordu.


Yazan: Gürhan Tümer

Bu makale 6613 defa okunmuştur.

SAYFA BAŞINA DÖN                                MAKALELER SAYFASINA DÖN