Yapı Teklif Verileri

 

 
 

Kolay Erişim

 
 
destek@bedavahizmet.com adresini MSN Messenger listenize eklemek için tıklayınız
 

Duyurular

 

YapıTeklif.com dan büyük KAMPANYA!!!...
İş ve talep sahiplerinin iletişim bilgilerine anında erişim fırsatı
ALTIN ÜYELİK...
Yıllık 50 TL
Üstelik Garanti Bankası kredi kartlarına 5 Taksit fırsatıyla
Detaylı bilgi için tıklayın...



İnsan Kaynakları servisimiz hizmetinizde... İnşaat sektörüne yönelik iş ilanları ve özgeçmiş (CV) bankası için tıklayınız.

Firma - Ürün - Hizmet tanıtım sayfalarımız hizmetinizde... Bilgi için tıklayınız.

Değerli yazarlardan inşaat sektörüyle ilgili makaleleri yayınladığımız makaleler bölümümüz yayına girmiştir.

 
 

TEKLİF VERMEK İÇİN

 

 BİZİMLE ÇALIŞMAK İŞ/MALZEME TALEPLERİNE TEKLİF VERMEK İSTEYEN

Kaba ve ince inşaat işlerinde görev almak üzere taşeron firma ve ustalar, yapı malzemecileri, müteahhit, serbest çalışan iç mimar, mühendis, mimar, proje veya çizimle uğraşanlar; sistemimize BEDAVA üye olmak için tıklayınız.

 
 

LINK Değişim Programı

 
ArteYapi.com
İnşaat projeleri ve müteahhitlik hizmetleri

YapiBox.com
YKS, Kapı otomasyon, alüminyum korkuluk, paslanmaz çelik korkuluk ve küpeşte, pvc doğrama sistemleri

TatilUcakOtel.com
Tatil, otel, tatil bölgeleri, gezilecek yerler

Medya ve Mimarlık

Medya ve Mimarlık

Mimarlık ve mimarlar medyanın en ilgisiz, en yabancı, en bilgisiz olduğu konulardan biridir.

Ama hemen belirtmeliyim ki, mimarlık da medyanın bu ilgisizliğine, bilgisizliğine karşı kayıtsızdır, birazdan onu da açıklamaya çalışacağım.

Bugün, Türkiye’de çağdaş mimarlar ve mimarlık, bir Mimar Sinan, bir Asmalı Konak kadar olsun ilgi bekliyor, medya ise açıkça onlara, “siz medyatik değilsiniz, dolayısıyla ilgi alanımızın dışındasınız” diyor. Bu ilişkiyi, her iki taraf açısından irdelemeye çalışalım.

Zamanla her yapı gibi yenilenen medyanın günümüz temsilcilerinin çağımızda, ülkeyi, dünyayı, yaşamı yönetmek gibi önemli, öncelikli görevleri var. Medya “dördüncü güç”. Bunları kendileri söylediklerine göre tekrarlamakta sakınca görmüyorum. Öte yandan, insanların günlük ilgi alanını açıklayan ve satıcı ile alıcı arasındaki bir tür konsensüs ile oluşan bir formülleri var: Bilinir, (eskiden Bab-ı Ali diye adlandırılan büyülü basın evrenine giren gençler de hemen öğrenirlerdi bunu) medyayı yöneten bir “beş S” ilkesi vardır:

Siyaset (malum…), Servet (“sosyete”, faiz, döviz, para…), Seks (televole kültürü, manken yaşamları, orgazm edebiyatı…), Sağlık (kolesterol, yoga, rejim muhabbeti…), Spor (spor’dan yalnızca futbolu anlar bunlar, futbol için en az dört tam sayfa…).

Doğrudur, bunlar “çoğunluğun” ana ilgi alanlarıdır. Medyanın gündem oluşturma (ve servet ve güç biriktirme çabasının) gücünün yanında sürekli ve değişmez dolgu malzemeleridir. Zaman zaman, yalnızca bu konular ile dolu (ve tümüyle alıntı-makaslama) gazeteler peydah olur. Bayağı da satarlar.

Gerçek sanat, kültür ve bu arada mimarlık, güncel medya için marjinal konulardır ve hele de mimarlık konuları, olsa olsa kent ve çevre felaketleri ile, belediyesel sıkıntılarla ve bürokrat icadı korkunç ama fantastik veya “medyatik” çözümlerle (Haliç’te yüzer katlı otopark, Marmara denizinde uçan otoyol, deprem parkları…), Mimarlar Odası'nın kent yağmasına değin açıklamaları ve davaları ve biraz da dekorasyon işleri, “sosyete mekanları”, do-it-yourself, malzeme reklamı kokan tanıtım yazıları, nihayet en akademik düzeyde ise, feng-şui filan ile sınırlıdır.

Depremler jeoloji mühendislerini, ekonomik krizler ekonomistleri, savaşlar emekli generalleri medyaya taşıdı. Mimarlık da ancak bir felaketle mi gündeme oturabilir? Aslında, hepimiz, günlük yaşamımız sürecinde mimarlıkla öylesine içiçeyiz ki, iyi mimarlık iyi bir gün geçirmemize, iyi ilişkiler kurmamıza, iyi yaşamamıza yardım eder; kötüsü ise, ancak mutsuz ve sağlıksız olmamıza. Bu bireysel düzlemde olduğu kadar, toplumsal yaşam için de geçerlidir.

Bazı önemli yapıların açılış veya temel atma törenlerinde kimin kurdeleyi nasıl kestiği ve ne söylev verdiği ilginç de, orada o gün hizmete giren yapının ne olduğu, ne işe yarayacağı, çevreye, topluma nasıl bir katkıda bulunacağının bilgisi ve eleştirisi daha mı az önemli? Bugün yalnızca mimarların üretimlerini sergileyen müteahhit dergilerinde, inşaat dergilerinde, malzeme tanıtım dergilerinde bile sergilenen yapıların müelliflerinin adı geçmez Ben yapılarım üzerinden kendi reklamını yapan malzemecilere, taşaronlara baştan müellif adını yazma koşulunu getiriyorum ama dinleyen kim?)…

Aslında biliyoruz ki, insanlar ve toplum, çevrelerinin sorunlarıyla son derece ilgililer. Bu sorunların altında yatan dinamikleri, oluşum süreçlerini de öğrenmek hakları. Ancak, nedense söylemler yalnızca yakınma düzeyinde kalıyor.

İnsanlar kent olgusu ile bunca ilgiliyken, medyanın tirajları da büyük ölçüde büyükkentlerde gerçekleşirken, aklı başında bir çevre-metropol-kent köşesi neden yok basında anlamak güç. Gene de haklarını yemeyelim: medyada, mimarlıktan şöyle bir jargon bağlamında (ve yüzkızartıcı bir biçimde) bol bol söz edilir: 24 Ocak kararlarının mimarı, 12 Eylül anayasasının mimarı, yeni Ortadoğu haritasının mimarı…

Buraya kadar kötü adamı oynadım, bilinenleri tekrar ettim, medya dünyasının temsilcilerinden özür dilerim, onları kızdırmaya pek gelmez, bilirsiniz. Ama, bu haddini bilmezliği biraz da bilerek yaptım. Günümüzde, medya zaten öylesine gözler önünde ve içinden ve dışından o kadar fazla eleştiriliyor ki, eminim, üyeleri de bizlerden daha çok bıkmıştır bundan. Şikayetten sıyrılsak, kötülemeyi bıraksak ve biraz medyayı anlamaya çalışsak. Bu konuda bize yardımcı olabilecek gerçekten önemli medya temsilcileri olduğunu düşünüyorum. Onlar zaten kendi sorunlarını bizlerden daha iyi biliyor ve anlıyorlar eminim.

Neden böyle oluyor, burada bunları anlamaya çalışıyoruz. Bu nedenle, biraz da nedenler konusunu değişik açılardan irdeleyelim:

Medyanın iç yapısı açısından:
Tüketici (okuyucu-izleyici) talebinin yönü ve bizim konumuzdaki eksikliği, medya organının editoryal yapısını da belirler: Hiç bir medya organının mimarlık konularından haberdar uzman kadrosu yoktur, bunun sonucunda bir muhabir, Bauhaus mimarlığı ile Bauhaus yapı marketini karıştırabilir, İspanya’dan sözederken görsel olarak kosakoca bir “ispanyol merdivenleri” fotoğrafı koyaralar ( bu merdiven aslen Roma’dadır bildiğiniz gibi) kimsenin ruhu duymaz. Ama, sözgelimi, talebin bolca olduğu sağlık konusunda da uzman denetiminden geçmeyen sayfalarca (eksik, tutarsız, çelişkili) sağlık haberi okuduğumuza göre, medyada zaten böyle bir doğruluk endişesi yok.

Bir kültürel alan olarak mimarlığın algılanışı açısından:
Mimarlık, yalnızca bir yapı yapma işi değildir. İşin bir de kültür boyutu vardır. Açıklamaya çalışayım: Her gazetenin en az iki spor sayfası var; dünya kupaları, olimpiyatlar yapılırken bütün dünya tek göz tek kulak olup olayları izliyor. Yıllar sonra rekorlar kırılıp geçiliyor ama yapılar kalıyor. Uygarlık tarihi, savaşlar, imparatorlar ile değil, yapılar ile örnekleniyor. Önemli mimari yapıtlar, kimi zaman ülkelerin simgesi oluyorlar. Batı dünyası, uygarlığının kanıtları olarak artık (futbolcuları, artistleri, şarkıcıları kadar ve onlardan daha da fazla) sanatlarını, kültürlerini ve doğallıkla da mimarlarını, mimarlıklarını da öne sürüyorlar. Çağdaş toplumlar, silahlı kuvvetlerinden ve belki ekonomik güçlerinden daha fazla kültürel üretimleri ile yarışıyorlar. Bir dönem, Türkiye’de konutlar, seramikleri, pancurları ile övülerek pazara sunuldular. Şİmdilerde, sağlamlık öne çıktı. Belki bir gün, “burası, şu mimarın işidir” gibi bir nitelik kriteri ile de pazarlanacaklar. Bu zor işi artık başaran arkadaşlarımız da yok değil doğrusu, örneğin Han Tümertekin, Emre Arolat, Murat Tabanlıoğlu, bir biçimde yapılarının yanıda isimlerinin geçmesini sağlayabiliyorlar ve gerçekten çok sevindirici bir şey bu bence. Ama belki hala Oda’mız nezdinde bunlar “reklam”a girdiği için hoş karşılanmıyordur, bilemiyorum.

Diğer taraftan, bir kültürel yapı olarak mimarlık karşısındaki ilgisizliği için doğrudan medyayı da suçlamamalı. Bu toplumda mimarlığın saygınlık düzeyi, onun bir kültürel olgu olarak üretilmesi, tüketilmesi, yeniden üretilmesi ve algılanmasıyla da ilgilidir.

Bu genel algılayış biçiminin değişmesine hangi kültürel araçlar katkıda bulunabilir? Medya bu araçlardan biri midir? Medya, kendini tanımladığı gibi, toplumun yalnızca aynası mıdır? Yoksa bir tür “manipülasyon” aracı mıdır? Medya kültürü yalnızca ”taşır” mı yoksa zaman zaman üretir mi? Bilgiyi, kültürü taşırken, dönüştürür mü, yeniden mi üretir? Bunlar daha akademik tartışmalar.

Mimarlık açısından:
Diğer yanda, “iktidar duygularıyla doldurulmuş” mimarların hak ettiklerinden de çok ilgi beklemeleri doğal ama bence bu beklentinin arkasını dolduramıyorlar.

Burada, önce, genel ilgi ve saygınlığı hak etmek için mimarlık tarafına düşen görevler de tartışılmalı. Gerçekten bugün ülkemizde, mimarlığın bir imaj sorunu var. İmajını zedeleyen unsurları ayıklayıp, yeniden toplum önünde aklanmak ve eski, hak ettiği saygınlığına kavuşmak için (çağdaş) mimarlık ne yapmalı?

Ticari verimlilik açısından:
Başka bir saptama da şu: Mimarlığın çok yoğun bir iç iletişimi var. Kendi dünyasında yaygın, hatta dünyasının sınırlarını zorlayan bir uzmanlık medyası var. On kadar beşer-onar bin tirajlı (kendi iddialarına göre, doğrusu pek emin değilim bu rakamlardan) yayını var. Yani, mimarlık, kendi iletişim alanını, yarattığı mecraları ile kendisi açıyor. Kimisi uzman, kimisi popüler olan bu yayınlar ciddi miktarda reklam alıyorlar ve fiyatları da beşer YTL gibi…

Tirajı, talebi, reklam pazarı, reytingi hiç de kötü olmayan bu ilgi, karşılığını neden günlük medyada bulamıyor?

Mimarlığın bir sektör olarak “halkla ilişkiler” sanatını öğrenmesi açısından:
Çağımızda, halkla ilişkiler de bir sanat-meslek: Zaman zaman, “halkla ilişkiler”i sağlam olan bir meslekdaşın ülke hatta dünya çapında müthiş bir şeyler yaptığını (Ortadoğu ve Balkanlar’ın en büyük kültür merkezi, Japonya’nın en güzel bahçesi filan gibi tuhaf iddialardır bunlar) okuruz-görürüz ama yutmayız. Aslında, günümüzde, elbette “halkla ilişkiler” de profesyonel bir hizmettir ve böyle profesyonel hizmeti almayı bilen bir mimar, bir medya organında, bir yılda kaç “sütun x santim” alan yer alacağını nerdeyse bir sözleşme ile garanti edebilir.

Büyüyen mimarlık büroları; yeni oluşan veya çağdaş formlara kendilerini uyarlayarak gelişen meslek örgütleri, kendi çağdaş araçlarını da üreterek, örneğin halkla ilişkiler birimleri aracılığı ile medyada yerlerini bulabilecekler mi bilmiyoruz. Galiba bu süreci de pek haz etmediğimiz “küreselleşme” dayatcak

Yazan:
Haydar Karabey

Bu makale 2594 defa okunmuştur.

SAYFA BAŞINA DÖN                                MAKALELER SAYFASINA DÖN