Yapı Teklif Verileri

 

 
 

Kolay Erişim

 
 
destek@bedavahizmet.com adresini MSN Messenger listenize eklemek için tıklayınız
 

Duyurular

 

YapıTeklif.com dan büyük KAMPANYA!!!...
İş ve talep sahiplerinin iletişim bilgilerine anında erişim fırsatı
ALTIN ÜYELİK...
Yıllık 50 TL
Üstelik Garanti Bankası kredi kartlarına 5 Taksit fırsatıyla
Detaylı bilgi için tıklayın...



İnsan Kaynakları servisimiz hizmetinizde... İnşaat sektörüne yönelik iş ilanları ve özgeçmiş (CV) bankası için tıklayınız.

Firma - Ürün - Hizmet tanıtım sayfalarımız hizmetinizde... Bilgi için tıklayınız.

Değerli yazarlardan inşaat sektörüyle ilgili makaleleri yayınladığımız makaleler bölümümüz yayına girmiştir.

 
 

TEKLİF VERMEK İÇİN

 

 BİZİMLE ÇALIŞMAK İŞ/MALZEME TALEPLERİNE TEKLİF VERMEK İSTEYEN

Kaba ve ince inşaat işlerinde görev almak üzere taşeron firma ve ustalar, yapı malzemecileri, müteahhit, serbest çalışan iç mimar, mühendis, mimar, proje veya çizimle uğraşanlar; sistemimize BEDAVA üye olmak için tıklayınız.

 
 

LINK Değişim Programı

 
ArteYapi.com
İnşaat projeleri ve müteahhitlik hizmetleri

YapiBox.com
YKS, Kapı otomasyon, alüminyum korkuluk, paslanmaz çelik korkuluk ve küpeşte, pvc doğrama sistemleri

TatilUcakOtel.com
Tatil, otel, tatil bölgeleri, gezilecek yerler

Dünya’daki Bin Bir Evden Birkaç Tanesi Üzerine Bir Yazı

Dünya’daki Bin Bir Evden Birkaç Tanesi Üzerine Bir Yazı

Kiesler’in Evleri
1896-1966 yılları arasında yaşamış olan Frédérick Kiesler, evler üzerinde uzun uzun düşünmüş, hemen hemen tümü ütopya aşamasında kalan çözümler üretmiştir.

Kiesler’in ilginç ütopyalarından biri “Sonsuz Ev”dir. Bu evde, mekânı oluşturan duvarlar, döşemeler, yani düşey ve yatay öğeler birbirlerinden kesin olarak ayrılmış değildirler, birbirlerinin devamıdırlar. Bu evin hatları kadın bedeninin yumuşak hatlarını andırır.

Kiesler’e göre, evin, hele böyle bir evin, Le Corbusier’nin ileri sürdüğü gibi, bir makine olması asla söz konusu değildir. Bu ilginç mimarın bir başka ütopyasında ise, uzayda asılı duran evler vardır ve bunlara çatılarından girilir. Tıpkı yüzlerce, binlerce yıl önce Çatalhöyük’teki evlere girildiği gibi.

İngiliz Evleri’nde Haremlik Selamlık
İngiltere Kraliçesi Victoria, 64 yıl tahtta kalmış ve o döneme damgasını basmıştır. O dönemin İngiliz Mimarlığı da “Victorian Architecture”olarak anılır.

Victoria yeniliklere kapalı, geleneksel değerlere bağlı, çok tutucu bir kraliçeydi. Onun zamanında kurallar o kadar katıydı, kadın erkek ilişkileri öylesine bir denetim altındaydı ki evlerde haremlik, selamlık düzeni vardı. Tıpkı Osmanlı zamanındaki evlerde olduğu gibi.

Doktorun Evi ve Kenti
İstanbul’un en ünlü belediye başkanlarından biri olan Dr. Cemil Topuzlu, bu göreve evi nedeniyle atanmıştır. Gerçekten de zamanın sadrazamı Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Topuzlu’yu çağırtmış ve bu seçiminin nedenini ona şöyle açıklamıştır.

Bir ay önce Göztepe Feneryolu tarafında geziyordum. Senin Çiftehavuzlar’daki köşkünü o zamana kadar görmemiştim. Binanın mimari tarzı, bahçenin tanzim şekli o kadar dikkatimi celbetti ki, bu Avrupakârî köşk kimin diye meraklandım. Senin olduğunu söylediler. O zaman düşündüm ki, evinin içinde ve dışında küçücük bir Avrupa yaratan adamı Şehremini yaparsam İstanbul’u imar eder.

Böyle bir gerekçeye ne denir?
Bu konu üzerine düşünmek, bu soruyu yanıtlamak isteyenler için ek bilgi: Başkanın evi Çiftehavuzlar’daki Büyük Kulüp’e bitişikmiş ve mimar Vallaury tarafından yapılmış.

Edison’un Prefabrike Evleri
Thomos Alva Edison bir “mucit”ti. İşi gücü “icat etmek”ti. Elektrikli oy kayıt makinesinden gramofona, elektrik ampulünden akümülâtöre, pek çok şeyin mucidi olan Edison’un, New York’ta kurduğu imalâthanede aynı anda 40 proje üzerinde çalışılıyordu ve Edison yılda ortalama 400 yeni buluş için patent başvurusunda bulunuyordu.

Bu dur durak bilmez mucitten burada söz etmemin nedeni, onun bir ara mimarlıkla da ilgilenmiş olması; New Jersey’deki bir çimento fabrikasında yürüttüğü çalışmalar, yaptığı deneyler sonucunda, 10 günde 10 odalı prefabrike evler üretebilecek bir yöntem icat etmesidir.

“Unite d’habitation”dan “Cabanon”a
Bunlardan birincisi, Le Corbusier’nin Marsilya’da inşa ettiği “Unite d’habitation”, dev bir apartman olarak görülebilir; aslında öyledir de. Ama o aynı zamanda, sokaklar, konutlar, alışveriş merkezleri, otel, jimnazyum, anaokulu gibi mekânları içeren bir kenttir.

Le Corbusier’nin daha başka büyük yapıları da vardır. Örneğin, işte Centrosoyus binası.

Ama aynı mimarın, Roquebrune-Cap Martin’de kendisi için tasarladığı ve inşa ettiği “Le Cabanon” küçücük bir mekândır, minicik bir kulübedir, bir evciktir. Bunun yüz tanesi bir araya gelse bir “Unite d’habitation”oluşturamaz.

Öyle görünür ki, Le Corbusier bunların ikisini de sevmiştir. Tıpkı Domino Evi’ni de, Ronchamp Şapeli’ni de sevdiği gibi.

Turner Brooks adlı bir mimarın şu satırlarının, bu yazının konusuyla çok bağdaştığını düşünüyorum. Şöyle diyor Brooks:

Aslında ben yaşamım boyunca, hep, kıvrıla kıvrıla, sonsuzca uzanıp giden koridorları, derinliklere açılan, birbirlerinden uzak odaları saran labirentimsi mekânları, katları bulunan, gizemli ışık kaynaklarıyla aydınlatılmış şatolar tasarlamayı düşlemişimdir. Aklımın bir köşesinde, hep, büyükbabamın, büyükannemin oturduğu Victoria Çağı evi vardı. Bu evlerde, insan kömür yığınlarıyla dolu zifiri karanlık mahzenden, […] tıkabasa dolu, küf kokan büyüklerden kalma eşyaları ve anıları içeren tavanarasına çıkarak, inanılmaz bir yolculuk yapabilirdi.

Bu sözler Turner Brooks’un büyük evleri sevdiğini göstermektedir.

Ama Brooks küçük evlerin de sevdalısıdır. Bunu, onun aynı yazısında yer alan şu sözlerinden de anlıyoruz.

Bunlar peyzajın içinde kendilerine güvenerek yer alan, sağlam, kendileriyle gurur duyan küçük binalardır.

Sonra, küçük evin küçüklüğü ile ilgili ve gerçekten harika olan bir şey vardır. Orada, peyzajın içinde yalnız başına duran küçük ev, mimarlığın sunabileceği en hareketli imgelerden biridir. Geceleri, o, sıcacık parıldayan, pencerelerinden saçılan ışıkla, kocaman, karanlık peyzajın içinde kendine bir yer edinen, küçük, sımsıkı dopdolu bir nesnedir.

Küçük ev, en fazla, ana öğelerle yapılmış ve temel barınak olan bina kavramıyla ilişkilidir. O, ana rahminin güvenli mekânıdır, tanıdıktır, koruyucudur ve rahattır. En doğrudan anlamıyla küçük ev, bedenimizin bir uzantısıdır.


Baltayla Testereyle Yapılan Evler
Çok büyük, çok gösterişli evleri sevenler vardır. Bunların evleri dünyaca ünlüdür, dillere destandır. Örneğin, Neron’un Roma’da yaptırdığı Altın Ev böyle bir evdir. Sultanahmet’teki İbrahim Paşa Köşkü de öyledir.

Kimileri ise bu tür evlere karşıdırlar. Örneğin, bir başka Roma İmparatoru, Augustus bunlardandır. Onun, Julian’ın yaptırdığı evi fazla lüks bularak yıktırdığı söylenir.

Likurgus da koyduğu ünlü yasalarla, Atina’da, pahalı ve lüks evlerin yapılmasını yasaklamıştır. Bu yasak o yasalara çok ilginç bir biçimde, şöyle yansır: Atina’da yapılacak evlerin çatılarının, kapılarının yalnızca balta ve testere kullanılarak biçimlendirilmesi gerekmektedir. Başka herhangi bir aletin devreye sokulması yasaktır.

Stalin ve Kır Evi Daça
Asıl adı İoseb Vissarionoviç Cugaşvili olan İosif Stalin, yoksul bir Gürcü köylüsü olarak dünyaya geldi. Çocukken, köyün sokaklarında yalınayak dolaştığını ve bir ayağında syndaktili bulunduğunu, yani ayak parmaklarının yapışık olduğunu, bu nedenle arkadaşlarının onunla alay ettiklerini, şimdi anımsayamadığım bir kaynakta bir zamanlar okumuştum.

Bu çocuk yıllar sonra İosif Stalin olacak ve uzun bir süre Kremlin’i mesken tutacaktır. Orası onun evi olacaktır.

Ne var ki, kızı Svetlana Alliluyeva’nın mektup biçiminde yazdığı anılarını okuduğumuzda, Sovyet diktatörünün orada yaşamayı çok fazla sevmediğini, ülkenin çeşitli yerlerine dağılmış olan “daça”ları yani kırsal alanda yapılan küçük evleri, yeğlediğini öğreniyoruz.

Bunlardan biri Kuntsevo’dadır. Svetlana onunla ilgili olarak anılarında şunları yazmıştır:

Babam mülkiyete aldırmazdı. Katı bir yaşam sürdü ve ona ait şeyler, onun hakkında çok az fikir verir. Arkada bıraktıkları evi, odaları, apartmanı onun nasıl bir insan olduğuna değin bir ipucu vermez.

Bu savın çok doğru olduğu söylenemez. Zaten Svetlana Alliluyeva bu sözünü daha sonra geri almıştır. Svetlana anılarını şu ilginç saptamalarla sürdürür:
Babam onu [Kuntsevo’daki daçayı] tekrar tekrar yaptırdı. Herhalde iç huzurunu yakalayamadığı için; çünkü aynı şey bütün evlerin başına geldi. Güney’e dinlenme kaçamaklarından birine giderdi ve ertesi yaz tekrar gittiğinde, bütün ev […] değiştirilmiş olurdu. Ya ona göre çok az güneş ışığı vardı veya gölgede bir teras gerekiyordu. Bir katsa, ikinci kat gerekiyordu; yok iki katlı ise birinin yıkılması gerekiyordu. Kuntsevo’daki daçada da böyle oldu. Şimdi iki katlıdır. İkinci katta kimse yaşamadı. Babam yapayalnızdı […] İkinci katı 1948’de yaptırdı. Ertesi yıl Çin’den gelen bir kurula büyük odada bir kabul verdi. İkinci kat bir daha kullanılmadı.

Babam alt katta yaşardı. Gerçekte bir odada yaşardı ve onu her şey için kullanılabilir biçimde yaptırmıştı. Geceleri yatak yapılan sedirde uyurdu, onun yanındaki masada telefonları vardı. Büyük yemek masası dokümanlarla, gazeteler ve kitaplarla doluydu. Yalnız olduğunda bir ucunu yemek için kullanırdı.

Cam Evler
Eskiden kerpiç evler, taş evler, ahşap evler vardı. Ama cam evler yoktu.

Sonra, onlar da oldu.

Yahudi Kralı Süleyman’ın görkemli evi bir cam ev değildir hiç kuşkusuz; ama Kutsal Kitap’ta bu evin camla ilişkisinden söz eden ilginç bir öykü vardır. Bu öyküye göre Süleyman, Sebâ ülkesinin kadın hükümdarı Belkıs’ı hüthüt kuşuyla gönderdiği bir mektupla evine davet etmiş ve konuğunu, tabanını camla kaplattığı bir salonda karşılamıştır. Sebâ Melikesi Belkıs, o cam döşemeyi su sanmış ve oradan geçip Süleyman’ın tahtının yanına giderken ıslanmaması için, giysisinin eteklerini toplamıştır. Bu yanılgının Yahudi Kralı’nı çok keyiflendirdiğini söylemek yanlış olmaz.

Sonra, Mies van der Rohe’nin 1945-1951 yılları arasında ABD’nin İllinois Eyaleti’nde inşa ettiği “Farnsworth House”. Evet, bu ev de bir cam evdir ve onun içinde yaşamak hiç de kolay değildir. O kadar ki evin sahibesi doktor Edith Farnsworth, evin mimarı Mies van der Rohe’yi mahkemeye vermiştir.

Ve Philip Johnson’nın 1949-1950 yıllarında New Canaan, Connecticut’da kendisi için yaptığı cam ev. Cam evlerin en ünlüsü belki de budur.

Türk mimar Şevki Pekin’in de, Dikili’de bir cam evi vardır.

Bu tür yapılardan söz açan bu yazıda, Rus yazar Yevgeni İvanoviç Zamyatin’i anımsamamak olmaz. Zamyatin, gemi mühendisliği eğitimi görmüş, ama bir yandan da romanlar, öyküler, oyunlar yazmıştır. Uyezdnoe (Bir Taşra Öyküsü), Na kulickah (Dünyanın Sonunda), Ostrovityane (Adalılar) bu ilginç yazarın yapıtları arasında yer alır.

Ama Zamyatin’in Mıy (Biz), adını taşıyan ve bir karşıt ütopya olan kitabı en ünlü yapıtıdır.

Bu kitapta, insanlar saydam cam duvarların arkasında yaşamakta ve her an devlet tarafından denetlenmektedirler. Orada cam, bir kâbus haline dönüşmüştür. Aşağıdaki alıntının bu savı kanıtladığını düşünüyorum.

Cam merdivenleri çıktık […] Cam raylar üzerinde yavaşça kayan cam vinçler[…] Camın arkasında aptal bir hayvan bulanık gözlerle alık alık bana baktı […] Herkes cam kafesinde korkudan çömelmiş bir şeyler bekliyor[…] O kadın içeri getirildi. Benim önümde ifadesi alınacaktı. Hiç konuşmadı. Sadece gülümsedi. Dişlerinin çok keskin ve beyaz olduğunu fark ettim. Bu onu güzelleştiriyordu.

Sonra Cam Gaz Odası’na sokuldu. Yüzü bembeyaz oldu; gözleri kara ve iri olduğu için, bu onu daha da güzelleştiriyordu.

Gerçeküstücülük (Sürrealizm) Akımı’nın kurucularından André Breton’a gelince, onun da bir cam evi vardır.

Breton’un yalnızca evi camdan değildir, evin içindeki yatak, yatak örtüsü de camdandır.

Bu da Breton’un cam evinin, Philip Johnson’un ya da Mies van der Rohe’nin cam evinden daha cam bir ev olduğunu gösterir.

Kaynak: Arkitera

Bu makale 5834 defa okunmuştur.

SAYFA BAŞINA DÖN                                MAKALELER SAYFASINA DÖN